Archive for the ‘Tarih’ Kategori

Osmanlılar ile Haçlılar (Sırp, Bulgar, Macar ve Karadağlılar) arasında yapılan meydan savaşları.

Birinci Kosova Savaşı (1389)
I. Murad (Hüdâvendigâr), Sırp, Bulgar ve diÄŸer Hıristiyan devletlerin doÄŸurduÄŸu tehlikeyi önlemek amacıyla, 60 000 kiÅŸilik bir kuvvetle Sırbistan üzerine yürüdü. I. Murad Han’ın yanında oÄŸulları Bayezid (Yıldırım) ile Yakub Bey vardı. Öncü kuvvetlerin başında Evrenos Bey ile PaÅŸa YiÄŸit bulunuyordu. Türk ordusu, Filibe, Köstendil, EÄŸri Palanka ve Üsküp’ün kuzeydoÄŸusundan geçen yolu takip etti, Kosova ovasının doÄŸu yamaçları boyunca PriÅŸtina’ya yürüdü. İki taraf, PriÅŸtina’nın kuzeybatısında, PriÅŸtina – Vuçitrn yolu üzerinde, Lab suyu yanında karşılaÅŸtı. Haçlı kuvvetleri, Osmanlılar’dan fazlaydı. I. Murad Han, ordunun merkezinde yer aldı; saÄŸ kolda Bayezid’i, sol kolda öteki oÄŸlu Yakub’u görevlendirdi. Veziriazam Çandarlı Ali PaÅŸa ile Kara TimurtaÅŸ PaÅŸa, padiÅŸahın yanında yer aldılar. Haçlıların merkezinde Sırp despotu Lazar, saÄŸ kolunda yeÄŸeni Vuk Brankoviç, sol kolda da Bosna kralı Tvrtko vardı. Sekiz saatlik bir çarpışmadan sonra, henüz savaşın sonucu alınmadan, Lazar’ın damadı, Sırp asilzadelerinden MiloÅŸ Obiliç (veya Kopiliç), bir mülteci veya elçi gibi Sultan Murad Han’a yaklaÅŸtı ve birden çıkardığı hançerle padiÅŸahı yaraladı. Türk kaynaklarında, I. Murad Han’ın savaşın sonunda savaÅŸ sahasında dolaşırken, yaralı bir Sırp tarafından öldürüldüğü kaydedilir. Sultan Murad Han’ın yaralandığı yere bir çadır kuruldu; sultan, ağır yaralı olduÄŸu halde kumandayı elden bırakmadı. Bu sebeple, savaÅŸ Türklerin lehine sonuçlandı. Ölmeden önce esir alınan Sırp despotu Lazar ile damadı ve diÄŸer Sırp asilzadeleri öldürüldüler. I. Murad Han’ın vefatından sonra yerine, I. Bayezid (Yıldırım) padiÅŸah oldu; Sırpları takip eden Yakup Çelebi ise öldürüldü.

Birinci Kosova Savaşı sonunda, yeni Sırp despotu Stephan Lazaroviç, Osmanlılara vergi vermeyi ve savaÅŸlara askerleri ile birlikte katılmayı kabul etti; ayrıca kızkardeÅŸi Despina’yı, Bayezid Han’a zevce olarak verdi.

İkinci Kosova Savaşı (1448)
Polonya ve Macaristan kralı Ladislas’ın, Varna’da ölümünden sonra (1444) Macaristan kral naipliÄŸine getirilen YanoÅŸ Hunyadi, Varna yenilgisinin öcünü almak için kuvvet toplamaÄŸa baÅŸladı. Bu sırada Osmanlılar, isyan eden Arnavutluk beyi İskender Bey ile uÄŸraÅŸtıklarından, YanoÅŸ Hunyadi’nin, Macarlardan baÅŸka Eflak, Bohemya ve Almanlardan kuvvet toplamasına engel olamadılar. Sırbistan’a kolaylıkla geçen YanoÅŸ Hunyadi kuvvetleri, Kosova’ya geldi (1448). Osmanlı hükümdarı II. Murad Han da bir süre sonra Kosova’ya vardı. YanoÅŸ Hunyadi, gönderdiÄŸi elçi aracılığıyla barış istedi. Ancak bu teklifi kabul edilmedi. SavaÅŸ, YanoÅŸ Hunyadi’nin saldırısıyla baÅŸladı. Üç gün sürdü (17-19 Ekim). İlk gün, hafif kuvvetlerin birbirlerini denemeleriyle geçti. Åžiddetli savaÅŸ, ikinci gün öğleden sonra baÅŸladı. Gece yarısı YanoÅŸ Hunyadi kuvvetlerinin, Osmanlı ordugâhına yaptığı baskın bir sonuç vermedi. Üçüncü gün sabahtan baÅŸlayan savaÅŸta Osmanlılar, plan gereÄŸince saÄŸ ve sol kanatları, yenik düşmüş gibi göstererek geri çektiler. Merkezi müdafaasız bulan YanoÅŸ Hunyadi, hücum emrini verdi. Merkezde bulunan yeniçeriler, haçlılara ÅŸiddetle karşı koydular. Haçlılar merkeze yığılınca, saÄŸ ve sol kanatlardan geri çekilen Osmanlı kuvvetleri, bu kanatlardan ve geriden haçlıları sarmaÄŸa baÅŸladılar. Kısa bir süre sonra, haçlı ordusunda panik baÅŸladı. YanoÅŸ Hunyadi, savaÅŸ meydanını bırakarak kaçtı. Pek çok haçlı, savaÅŸ meydanında kaldı.

Popularity: 11% [?]

Osmanlı kuvvetlerinin Haçlı ordusuyla yaptığı ilk savaş (1364).
Osmanlı BeyliÄŸi’nin Trakya ve Balkanlar’da hızla ilerleyerek birçok yeri ele geçirmesi, Papa Urbanus V’in teÅŸvikiyle Macarların, Bulgarların, Sırpların, Eflaklıların ve Bosnalıların, Osmanlılar aleyhine birleÅŸmesine sebep oldu. Müttefik ordusu, Edirne üstüne yürüdüğü sırada I. Murad Han, Bursa’daydı. Edirne’de bulunan Beylerbeyi Lala Åžahin PaÅŸa, I. Murad Han’dan yardım istedi. I. Murad Han, emrindeki kumandanlardan Hacı İlbeyi’ni 10 000 kiÅŸilik bir kuvvetle, düşmanın durumunu öğrenmesi için Sırpsındığı’na gönderdi. Hacı İlbeyi, düşman kuvvetlerinin her türlü emniyet tedbirinden uzak olarak ilerlediÄŸini görünce, bir gece baskınıyla Macar kralı LayoÅŸ kumandasındaki bu haçlı ordusunu maÄŸlup etti. Askerlerin çoÄŸu, Meriç nehrinde boÄŸuldu. Bazı kaynaklara göre Lala Åžahin PaÅŸa, Hacı İlbeyi’nin kazandığı bu zaferi kıskandığı için, onu zehirleterek öldürttü.

Bu zaferden sonra, Edirne, Osmanlı Devletinin başkenti oldu; Bulgar Krallığı, Osmanlı Devletine vergi vermeyi ve Osmanlı himayesine girmeyi kabul etti.

Popularity: 8% [?]

21
Tem

Kösedağ Savaşı

   Yazan: admin

Anadolu Selçuklularının, Moğollara yenilmesiyle sonuçlanan ve 1 Temmuz 1243 tarihinde meydana gelen savaş. Türk-İslâm tarihinde, önemli bir dönüm noktası teşkil eden bu savaş, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasına sebep olmuştur.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin güçlü hükümdarı Alâeddin Keykubad’dan MoÄŸollar çekiniyorlar, bu sebeple Anadolu’ya saldıramıyorlardı. Alâeddin Keykubad’ın ölümünden sonra yerine geçen oÄŸlu Gıyâseddin Keyhüsrev zamanında cesaretlendiler. Anadolu içlerine doÄŸru seferler düzenlemek için, İran’daki MoÄŸol orduları baÅŸkumandanlığına Baycu Noyan getirildi. Kafkasya’daki Gürcü ve Ermeni kuvvetlerinden de yardım alan Baycu Noyan, Anadolu Selçukluları üzerine saldırmak üzere fırsat kolladı. Baba İshak İsyanından ve Gıyâseddin Keyhüsrev’in tecrübesizliÄŸinden faydalanarak, 1242 senesinde Erzurum’a saldırdı. Korkunç zulümler ve katliamlar yaparak, Müslümanların mallarını yaÄŸmalattı. Bu haberi alan genç ve tecrübesiz Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev 80 000 kiÅŸilik ordusuyla Sivas’ta ordugah kurup beklemeye baÅŸladı. Sultanın Sivas’ta olduÄŸunu haber alan Baycu Noyan, buraya hareket etti.

Moğol askerlerinin Sivas’a hareket ettiklerini haber alan Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev, kumandanlarıyla istişare etti. Tecrübeli kumandanlar, Sultana silah ve erzakla dolu olan Sivas’ta kalmasını, burada tertibat alıp, yorgun düşen Moğollara karşı harp edilmesini söylediler. Devletin ileri kademesinde bulunan, fakat tecrübesiz ve harpten anlamayan bazı kimselerin teşvik ve tahriklerine kapılan genç sultan, harekete geçti. Sivas’ın seksen kilometre kadar doğusunda bulunan Kösedağ mevkiinde, suyu ve otlağı bol olan bir yeri seçerek, ordugâh kurdu. Burası askerî bakımdan savunması kolay, Moğolların tecavüzüne imkân vermeyen bir araziydi.

Dağ geçitleri tutulmuş, düşmanın gelmesi bekleniyordu. Ne yazık ki sultan, yine tecrübesiz kimselerin teşvik ve tahrikiyle, müstahkem mevkileri bırakarak, düşmanın karşılanmasını emretti. Galip geleceğinden emin bir halde, tedbire bile lüzum görmeden ilerleyen genç sultan, az sonra Moğol ordusuyla karşılaştı. İlk başta geri çekilen Moğol kuvvetleri dönüş yaparak, Selçuklu öncü kuvvetlerini bozguna uğrattılar. Hiç harp görmemiş tecrübesiz sultan, öncü kuvvetlerinin bozguna uğradığını duyunca, ordunun tamamen yenildiğini sandı. Düşman eline geçmemek için otağını ve hazinelerini harp meydanında bırakıp Tokat’a, oradan da Konya’ya doğru kaçmaya başladı. Sultanın harp meydanından kaçtığını henüz duymayan Selçuklu askerleri, akşamın geç vakitlerine kadar düşmanla çarpışmaya devam ettiler. Sultanın harp meydanını terk ettiğini öğrenince, onlar da çadırlarını bırakarak firar ettiler. Ertesi sabah, çadırlarda bir hareket göremeyen Moğollar, bunun bir harp hilesi olduğunu zannederek, çadırlara iki gün yanaşamadılar. 3 Temmuz 1243 tarihinde, korka korka çadırlara girdiler. Küçük bir çarpışma ile harp bitti. Seksen bin kişilik Selçuklu ordusu, utanç verici bir yenilgiye uğradı. Selçuklu toprakları, Moğol işgal ve zulmüne uğradı. Erzincan, Sivas ve Kayseri’yi yağmalayan Moğollar, pek çok Müslümanı şehid ettiler.

Kösedağ mağlubiyetinde sultanı ikna edemeyen güngörmüş vezir Mühezzibüddin Ali, Konya’ya gitmeyip Amasya’ya geldi. Moğol kumandanı Baycu Noyan’la görüşme yoluna gitti. Bazı hususları anlatıp, pek çok hediyeler vererek, daha fazla gitmemesini tavsiye etti. Bir müddet Anadolu’nun işgalini durdurup geri dönmeleri, Mühezzibüddin Ali’nin gayretleri sebebiyle oldu. Yapılan sulh antlaşmasıyla, Selçuklular, Moğollara vergi vermeyi kabul ettiler.

Türk tarihinde benzeri görülmemiş olan Kösedağ Bozgunu, genç ve savaş tecrübesi olmayan Selçuklu Sultanı Gıyâseddin Keyhüsrev’in fevrî hareketleri neticesinde ortaya çıkmıştır. Daha önce Anadolu’ya girmeye cesaret edemeyen Moğollar, Kösedağ Bozgunundan sonra Anadolu’yu kolayca istila etmişler, şehirleri yağmalayıp, Müslüman halkı sivil-asker, kadın-çocuk demeden katletmişlerdir. Bu mağlubiyet neticesinde, Selçuklular, Moğollara vergi vermeyi kabul etmişler, iki yüz yıllık Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışı başlamıştır.

Popularity: 10% [?]

21
Tem

Çirmen Savaşı (Zaferi)

   Yazan: admin

I. Murad Han devrinde, Osmanlı-Sırp savaşı (1371).
OrtaçaÄŸ’da Bizanslılarca Tsernomianon adı verilen Çirmen, Bizans’ın batı sınırındaki kalelerden biriydi. I. Murad Han devrinde Osmanlılar’a geçen kale, öne dizdarlıkla yönetildi; XIV. yüzyılın ikinci yarısında Rumeli’nin ilk sancağı oldu. Osmanlı hizmetine giren Anadolu beyleri, buraya tayin edilirdi. XVII. yüzyılda, görevden uzaklaÅŸan Kırım hanlarına arpalık olarak ayrıldı.

En eski kuruluÅŸ olduÄŸu için Çirmen sancak beyleri, padiÅŸahlık tuÄŸunu taşıyarak saygı görmüşlerdir. Önceleri Edirne’yi de içine alan Çirmen, merkez Edirne’ye geçince bu ilin bir bölümü oldu. 1877 Berlin Kongresi’nde, Osmanlı toprakları içinde sayıldı, 1912-1913 Balkan Savaşı’nda, Bulgarların eline geçti, Londra ön barışı ile Bulgarlara bırakıldı (30 Mayıs 1913).

I. Murad Han devrinde, Evrenos Bey’in idaresindeki Türk ordusu, Pirlepe kralı VukaÅŸin’in kardeÅŸleri Sırp despotu UglieÅŸ ve Vojko kumandasındaki Sırp ve Balkan Hıristiyanlarını yendi. VukaÅŸin ile kardeÅŸleri, bu savaÅŸta öldüler. Böylece Çirmen, Türk hakimiyetine girdi ve Sırpların doÄŸu sınırı olan Makedonya, Türk fetihlerine açıldı.

Popularity: 8% [?]

21
Tem

Miryokefalon (Miryakefalon) Savaşı

   Yazan: admin

Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans imparatoru Manuel I Komnenos arasında, Denizli yakınlarında Miryokefalon’da (Myriokephalon) yapılan savaÅŸ (17 Eylül 1176).
Suriye ve Musul hükümdarı Atabeg Nureddin Mahmud Zengî’nin ölümü üzerine (1174), büyük bir rakipten kurtulan II. Kılıç Arslan, ertesi yıl, Orta Anadolu’da Sivas ve Tokat bölgelerine hâkim olan DaniÅŸmendli Türk beyliÄŸine son verdi. Türklerin Bergama ve Edremit’e kadar ilerlemeleri, Bizans İmparatoru Manuel’in, Kılıç Arslan’ı ezmek ve Türk hâkimiyetine kesin bir ÅŸekilde son vermek için hazırlıklara giriÅŸmesine sebep oldu. Manuel, papaya bir mektup yazarak, zamanın yeni bir haçlı seferi için elveriÅŸli olduÄŸunu ve “Anadolu’dan geçen yolun artık güven altına alınacağını” bildirdi. Manuel, amcasının oÄŸlu Andronikos Batatzes’i bir orduyla Paphlagonia’ya doÄŸru yola çıkardı ve kendisi de büyük imparatorluk ordusuyla, Kılıç Arslan’ın baÅŸkenti olan Konya üstüne yöneldi. Kılıç Arslan, imparatora elçiler göndererek barış isteÄŸinde bulundu, fakat Manuel bunu kabul etmedi. Paphlagonia üstüne giden Andronikos Batatzes, eylül ayı baÅŸlarında, Niksar surları önünde Türklere ağır bir ÅŸekilde yenildi. Batatzes’in kesilen başı, bir zafer niÅŸanesi olarak II. Kılıç Arslan’a gönderildi. Bundan birkaç gün sonra Manuel’in ordusu, Menderes vadisinden geçerek EÄŸridir gölü ucundaki Sultandağı dizisine giden daÄŸlık bölgeye girdi. KuÅŸatma araçları, erzak fazlalığı ve ağır arabalar, ordunun ilerlemesini yavaÅŸlatıyordu. Ayrıca geçmek zorunda oldukları bölge, Türkler tarafında tahrip edilmiÅŸti. Bizans ordusunun ilerlediÄŸi yol üzerinde, Tribritze denilen ve çıkış yerinde, tahrip edilen Miryokefalon kalesinin bulunduÄŸu bir geçit vardı. Türk ordusu, burada bir daÄŸ yamacında toplu olarak bulunuyordu. Manuel’in ileri görüşlü subayları, bu ağır hareketli orduyu, çukur yoldan geçirmemesi için imparatoru uyardılar. Fakat ordudaki genç ve tecrübesiz prensler, kendilerine güveniyor, ÅŸan ve şöhret kazanmak istiyorlardı. Bunlar, imparatora baskı yaparak onu bu yolda ilerlemeÄŸe zorladılar. Kendine baÄŸlı küçük beyliklerden yardımcı kuvvetler alan Kılıç Arslan’ın ordusu, hemen hemen Manuel’in ordusuna eÅŸit, ancak daha kötü teçhizatlıydı. Fakat, Türk ordusunun daha fazla hareket imkânı vardı. Bizans öncü kuvvetleri, zor kullanarak geçide girdi (17 Eylül 1176). Türkler, geri çekilerek daÄŸlara saptılar, sonra da imparatorluk ordusu dar yola girdiÄŸi sırada, yamaçlardan aÅŸağı inerek geçit içine saldırdılar. İmparatorun kayınbiraderi, bir süvari alayı başında, Türklere karşı saldırıya geçti. Fakat, bütün adamlarıyla birlikte kılıçtan geçirildi. Geçidin aÅŸağısında bulunan askerler, onun durumunu görüyorlar, fakat sıkışık durumda oldukları için yardım edemiyorlardı. Manuel, cesaretini kaybederek paniÄŸe kapıldı ve geçitten çıkmak için geriye kaçtı. Bunun üzerine, bütün ordu onu takip etti. Fakat, ağırlıklar yolu kapamıştı. Askerlerden çok azı kurtuldu. AkÅŸama kadar süren savaÅŸ sonunda, II. Kılıç Arslan, Manuel’e bir haberci göndererek, derhal geri dönmesi, EskiÅŸehir (Dorylaion) ve Gümüşsu (Sublaion) kalelerini yıkması ÅŸartıyla ona barış teklif etti ve kalan ordusuyla geçitten çıktı. Manuel, Bizans’a dönerken, yolda Türkmenlerin sürekli saldırılarına uÄŸradı.

Miryokefalon savaşı, Selçuk ve Bizans tarihinin dönüm noktalarından biridir. Türklerin, Malazgirt’ten sonra Bizans’a vurdukları bu ikinci darbe sonucu Bizans, Anadolu’da üstünlüğünü kaybetti.

Popularity: 9% [?]

Türklere Anadolu’yu kazandıran, Selçuklu-Bizans Savaşı.
Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen kuvvetleri arasında, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Doğu Anadolu’da Malazgirt Ovasında meydana geldi. Bu muharebe, dinî, millî, siyasî, askerî neticeleri ve Türk-İslâm tarihinin en büyük zaferlerinden biri olması bakımından önemlidir.

Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muharebesinden yıllar önce, Anadolu içlerine gazâ akınları tertip ettiler. Bu akınlarda, Anadolu’nun, Türklerin yerleşmesine müsait coğrafî hususiyet ve zenginliklere sahip olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya akınları, Bizans Devletini telaşlandırdı. Akıncıların bu gazâlarında, Anadolu ahalisine terör ve tahribattan ziyade adaletle muamelesi, zalimleri ortadan kaldırmaları, can, mal, ırz emniyetini sağlamaları, bölge halkının Selçuklu idaresini gönülden tercih etmelerine yol açtı. Doğu hududundaki hadiseleri dikkatle takip eden Bizanslı idareciler; ülkelerinin bütünlüğü ve devletin bekası için tedbir almaya başladılar. Bizans’ın ancak meşhur tarihi entrikalarla yüzyıllardan beri Anadolu’da hakimiyetini koruyabilmesi, zulme varan sıkı tedbirleri, halka kötü muamelesi, yerli ahalinin Türklerin idaresini tercih etmelerini daha da kolaylaştırdı.

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) iyi bir cengâverdi. Fakat hanedan mensubu değildi. Askerlik bilgisi, tecrübe ve cesareti, dul Bizans İmparatoriçesi Eudoxie’nin dikkatini çektiğinden, diğer aday ve teklifleri reddederek, 1068’de Diyojen’i tercih etmesine sebep oldu. Hanedan dışından bir şahsın Bizans İmparatorluğuna getirilmesi üzerine asiller, iktidara karşı cephe aldılar. Ülke içindeki muhalefeti tasfiye etmekle meşgul olan Diyojen, zekâ ve tecrübesine inandığı şahısları devlet kadrolarında vazifelendirip, Bizans’ın doğu hududundaki hadiseleri de dikkatle takip ettirdi. Ani ve Kars’ı zaptederek Ani’nin askerî mevkilerini tahrip eden Selçuklulara karşı, tahta çıkışından, 1071 yılına kadar her yıl sefere çıktı. 1068’de Pozantı’ya, 1069’da Palu’ya kadar geldi. 1070’te de Kayseri’ye ordu gönderdi. Bu seferlerle, Bizans ordusunun muharebe kabiliyeti ve tecrübesi arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.

Selçuklu akınlarının Ege Denizine, Marmara’ya kadar uzanması ve 1071’de Şiî-Fâtımî Devletinin, İslâm ülkeleri ve Abbasî Halifeliği için tehlike arz etmesi üzerine, Mısır Seferine çıkan Selçuklu Sultanı, Suriye’de bulunuyordu. Türklerin Suriye topraklarındaki harekâtını haber alan Bizans İmparatoru Diyojen, doğuya hareket etti. Hareketinden önce verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu: “Doğu hudutlarımızda büyük bir İslâm tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin olarak kaldırmaya gidiyorum.�

Romen Diyojen, 13 Mart 1071’de İstanbul’dan 200 000’den ziyade Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve Rumeli’de yaşayan İslâm dînini kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türklerinden de ücretli asker alarak Anadolu’ya geçti.

Bütün kaynaklarını seferber ederek hazırladığı ordusuna güvenen Diyojen, Bizanslılara büyük zaferle dönmeyi vaad ediyordu. Sivas’a gelen Diyojen, bu bölgedeki Ermeni Prensleri ile ahalisini, toptan öldürttü. Ermenilerin mallarını askerlerine yağma ettirdi. Sivas’tan hareket etmeden önce, generalleri ile harp meclisi kurdu. Bu harp meclisinde, muharebenin, alınacak karar, plan ve hedefi tayin edilecekti. Gerçi Diyojen’in plan ve hedefi kafasında çizilmişti. Bu, Türklerin Anadolu’ya bir daha akın yapmamalarını sağlayacak bir plandı. İran’ın içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya sürecek, başşehirlerini zaptedecekti. İmparator, yalnız Anadolu’yu elinde bulundurmak ve Türkleri yok etmek değil, bütün İslâm ülkelerini de almaya karar vermişti. Horasan, Rey, Irak-ı Acem ve Arap, Suriye valiliklerini komutanlarına vermeyi tasarlamış ve hattâ vaad etmişti. İstilâ edeceği İslâm ülkelerindeki camilerin yerine kiliseler açmayı ve bu suretle İslâm dinini ortadan kaldırmayı da aklına koymuştu. Harp meclisinde, generallerden, takip edilmesini lüzumlu gördükleri tekliflerin, ortaya konmasını istedi.

Sivas’taki harp meclisinde, yapılacak harekâtın plan ve hedefi hakkında, iki ana teklif ortaya çıktı. Birincisi; Bizans ordusunun en bilgili ve tecrübeli komutanlarından Rumeli ordusu kumandanı General Nikefor Bryennes ile iyi bir stratejist ve tecrübeli bir komutan olan Türk asıllı general Magistors Tarkhal’dan (Jozeph Tarhchaniotes) geldi. Bu iki general, hudut boylarındaki tecrübelerine dayanarak, Türklere karşı çok ihtiyatlı harekâta giriÅŸmeyi tavsiye edip, ordunun Erzurum’a kadar ilerleyerek, burada Türk ordusunu muharebeye zorlayacak ve kışkırtacak bir tertibin alınmasını, bu suretle muharebenin kendi toprakları içinde yapılarak lojistik desteÄŸin kolaylaÅŸtırılmasını ve Türklerin istifadesine yarayacak her türlü maddî imkânların tahrip edilmesini teklif ettiler. Bu teklife karşılık, İmparator’a hoÅŸ görünmek isteyen ikinci teklif sahibi muhalif generaller ise, hedefin daha derin olmasını ve ordunun vakit kaybetmeden Erzurum’a varıp, İran’a yönelmesini ve Türk ordusu ile nerede rastlanırsa orada, daha ziyade Türk ülkeleri içinde harp edilerek yok edilmesini teklif edip, birincileri korkaklıkla itham ettiler. Bu son teklif, esasen Bizans İmparatoru’nun planına uygun düştüğünden, ordunun doÄŸuya hareketini emretti.

Bizans ordusunun doÄŸuya hareketini haber alan Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçti. Suriye’den geri dönüşte, önce doÄŸuya yönelerek, gerekli savaÅŸ hazırlıklarını yaptı. Bu arada karakulakları (casus) vasıtalarıyla da Bizanslılara, Türklerin Rey’e çekildiÄŸi haberlerini yaymakta idi. Nihayet Diyarbekir’den kuzeye yöneldi ve Bizans’ın beklemediÄŸi bir anda, Malazgirt’in doÄŸusunda ordugâhını kurup savaÅŸ hazırlığına baÅŸladı. Alparslan, muharebe azmiyle ordugâh kurarken, önceden, düşmanla dövüşeceÄŸini BaÄŸdat’taki Abbasî Halifesine bildirdi. Büyük Sultan, savaÅŸ baÅŸlamadan evvel, Halife El-Kâim’in (1031-1075) gönderdiÄŸi İbnü’l-Mahleban’ı (İbn-i Mühelban), deÄŸerli komutanlarından Sav Tigin’le birlikte Diyojen’e elçi gönderdi.

Sultan Alparslan’ın heyeti, 25 Ağustos 1071 sabahı, Bizans ordugâhında hafife alınıp, hakarete uğradı. Diyojen, heyet başkanına; “Kışlamak için İsfahan’ın mı, yoksa Hemedan’ın mı� daha iyi olduğunu sordu. Sulh teklifini şiddetle reddedip; “Sultânınıza söyleyiniz; kendileriyle sulh müzakerelerini Rey’de yapacağım, ordumu İsfahan’da kışlatıp, Hemedan’da sulayacağım� dedi. Heyet başkanı da, Diyojen’e; “Atlarınızın Hemedan’da kışlayacaklarından ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum� diyerek, gereken karşılığı verdi.

Sultan Alparslan, muharebe öncesi Halife’den dua talep etti. Abbasî Halifesi, camilerde cuma hutbesinde Alparslan ve ordusunun muzaffer olması için okunacak hutbe metni gönderdi. Muharebe gecesi, Alparslan, ayırdığı bir kuvvetle Bizanslıları, atılan ok ve naralar ile bütün gece tâciz ederek yorgun bir hâle düşürdü. Selçuklular, Bizanslı safında bulunan Türk asıllı birliklerle temas kurdu. Onların, Bizans ordugâhından ayrılarak Selçuklu ordusuna katılmalarını temin etti.

Malazgirt Muharebesinde Bizans ordusunun kumanda kademesi şu şekilde idi: Merkezde Bizans İmparatoru Romen Diyojen olup, yanında hassa ve seçkin birlikler vardı. Sağ kanatta, Anadolu ordusu kumandanı Mikhail Attalicpiates; sol kanatta Rumeli ordusu kumandanı Nikefor Bryennes; ihtiyatta da Andronikos Doucas vazifeliydi. Bizans ordusunun taktiği, Türkleri imha etmekti. Sultan Alparslan kumandasındaki kırk bin kişilik Selçuklu ordusu, yarım hilâl şeklinde tertibat aldı. Hafif süvâri kıtaları, kanatlara yerleştirildi. Ordu merkezi, düşman karşısında birleşmeden yavaş yavaş geri çekilecek ve onu hırpalayacak, at üstünde ok atan süvariler, düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek, Bizans ordusunu dağıtmaya çalışacaklardı. Taarruza katılan düşman süvarisi ezilerek geri atılacaktı. Bu şekilde ilerleyen düşman ordusu, karargâhından kâfi derecede uzaklaştıktan sonra, baskın kıtaları, düşmanın gerilerine taarruz edecek, asıl ordu da, bir ağırlık teşkil ederek, düşmanın kanatlarından birine taarruzla, onu yıktıktan sonra saldırıyı diğer kanada çevirmek suretiyle sonuca gidilecekti.

Selçuklu Sultanı Alparslan, âlim ve devlet adamlarının tavsiyesiyle, muharebeyi Cuma günü yapmayı tercih etti. 26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan, atından inip secdeye vardı; “Yâ Rabbî sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihad ediyorum. Yâ Rabbî niyetim hâlistir. Bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!� diye dua etti. Sonra askerlerine dönerek; “Burada Allahü teâlâdan başka bir sultan yoktur, emir ve kader O’nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihad etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz� dedi. Askerler coşarak hep bir ağızdan; “Asla emrinden ayrılmayacağız� karşılığını verdiler. Sonra hepsi ağlayarak helâlleştiler. Sultan, beyazlar giydi. Atının kuyruğunu bağlayıp, eline er silâhı olan gürzü alıp, şöyle hitap etti: “Askerlerim! Şehit olursam, bu beyaz elbise, kefenim olsun. O zaman rûhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşah’ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak, istikbal bizimdir�. Bu nutku, hitabet sanatının ve muharebe öncesi psikolojik şartların, bütün inceliklerine sâhipti. Askerler coşup, şevke geldi.

Cuma namazından sonra başlayan muharebede Sultan Alparslan, fevkalade bir muharebe taktiği uyguladı. Bozkır çevirme hareketiyle, Türk ordusu hilâl şeklinde yayıldı. Muharebenin başlamasından iki saat sonra, Peçenek ve Uz Türkleri, Bizanslılardan ayrılıp, millî bir his ile, Müslüman Selçuklu Sultanına tâbi oldular.

Mezhep baskısı sebebiyle Bizanslılara kırgın ve kızgın bulunan Ermeni kuvvetleri de, muharebe meydanını terk etti. Bu hadiseler, Bizanslılarda manevî bozguna yol açtı. Bizans ordusunda Türklerin ok, gürz ve kılıcından kurtulanların, akşam teslim olmaya can attıkları görüldü. Cengâverliğine rağmen hiçbir şey yapamayan mağrur Bizans İmparatoru Diyojen, yaralı halde bütün mâiyeti ile birlikte esir edildi.

Malazgirt meydanındaki mücadeleden yenik çıkan İmparator, Sultan’ın huzuruna getirildiÄŸinde, utancından başını kaldıramıyordu. Sultan Alparslan, onu nezaketle kabul edip oturttu, gönlünü aldı. Diyojen, muharebe öncesi, muazzam ordusunun Türkleri muhakkak yeneceÄŸine inandığını itiraf etti. Sultan Alparslan; “EÄŸer zafer sizin olsaydı, bana ne yapardın?â€? diye sordu. Diyojen, öldürteceÄŸini açıklayamadı. “Kamçılardımâ€? cevabını verdi. Alparslan; “Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?â€? diye sordu. “Ya öldürtürsünüz, yahut İslâm memleketlerinde bir esir gibi dolaÅŸtırır, süründürürsünüz. Belki de… Fakat onu düşünmek bile istemiyorum; mümkün görmüyorum, ama… Belki de, affedersiniz!â€? dedi. Alparslan, yenilgiye uÄŸramış bir insanı daha da küçük düşürmek istemedi. Bizans İmparatorunu affetti. Ağır ÅŸartlarla antlaÅŸma imzaladı. Fakat Romen Diyojen, dönüşünde Bizanslılar tarafından, Türklerden görmediÄŸi hakaretlere uÄŸrayıp öldürüldü. Yeni Bizans İmparatoru Yedinci Mihail, Diyojen’in Türklerle yaptığı anlaÅŸmayı kabul etmedi.

Kazanılan büyük zaferden dolayı Abbasî Halifesi, Sultan’a tebrik ve teşekkür mektupları gönderdi. Birçok İslâm şairi, Alparslan’ı öven kasideler yazdılar.

Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt Zaferinden sonra, on beş yıl içinde, Anadolu ele geçirildi. Bu zaferle, Anadolu’nun tapusu, Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya tarihinde bir dönüm noktası oldu.

Anadolu’ya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleri ile diğer Türk boyları yerleştirildi. Bozkır kültüründen, İslâm medeniyeti dairesine bütünüyle giren Türklerin dünya görüşü daha da gelişti. Doğudan gelen göçebe Türkler, Anadolu’da yerleşik medeniyete geçirildi. Şehirler kurup geliştirerek kültür, sanat, sosyal müesseseler tesis edildi. Kıymetli mîmarî eserlerle, bu yerleşim merkezleri süslendi.

Popularity: 11% [?]

21
Tem

Dandanakan Savaşı

   Yazan: admin

Selçuklular ile Gazneliler arasında yapılan, Selçukluların başarısıyla sonuçlanan savaş (1040).
Bu savaÅŸ, Büyük Selçuklu İmparatorluÄŸu’nun kuruluÅŸuna temel oldu. Selçukluların bağımsızlıklarını elde ediÅŸleri, Gazne devletinin itibarını sarsmıştı. Harezm valisi AltuntaÅŸoÄŸlu Harun, Selçukluları, Horasan’ın fethi için teÅŸvik ederek Gaznelilere karşı isyan etti. Karahanlı hânedanından Böri Tekin, Toharistan ve Hattulan taraflarına, 1038 yılında bir akın yaptı. Onunla Ali Tekin oÄŸulları arasında baÅŸlayan gerginlik, Gazneliler’in iÅŸine yaradı. Gazneli Sultan Mesud, 1028′de 60 savaÅŸ filinin yer aldığı büyük bir orduyla Gazne’den Belh’e hareket etti. Bir orduyu Herat’a, baÅŸka bir orduyu da Merv üzerine gönderdi. Gazneliler, Selçukluları ve Türkmenleri tamamıyla ezmek kararındaydılar. Sultan Mesud, Belh’e vardığı zaman ÇaÄŸrı Bey, Talekan, Fâryâb ve Åžapûrgan’ı istilâ ediyordu. Sultan Mesud, nisan ortasında, Serahs’a yürüyen 70 000 süvari ve 30 000 piyadelik ordusuyla onu takip etti. İki ordu 15 Mayıs 1039′da karşılaÅŸtı. Selçuklular, çöle çekilmek zorunda kaldılar. Bu iklime alışık olmayan Gazne ordusu, takibe giriÅŸemedi. Uzun süren çatışmalardan sonra, geçici bir anlaÅŸma yapıldı. Bu sürede Selçuklular, Türkistan’dan gelen OÄŸuzlar ile birleÅŸerek güçlendiler. Sultan Mesud, hazırlıklarını tamamlayarak 12 Kasım 1039′da tekrar harekete geçti. 1040 mayısında ilk çarpışmalar baÅŸladı. Selçuklular, hafif süvari kuvvetleriyle saldırarak, su kuyularını kullanılmaz hâle getirdiler. Gazne ordusu, su bulabilmek amacıyla, Dandanakan hisarına çekilmek zorunda kaldı. Buradaki kuyular da iÅŸe yaramaz duruma getirilmiÅŸti. Gazne ordusunda disiplin bozuldu. Meydan muharebesi üç gün sürdü. Susuzluk, yorgunluk, açlık yüzünden dağılan Gazneliler, tam bir bozguna uÄŸradılar. 23 Mayıs 1040 Cuma günü, kesin zafer kazanıldı. Sultan Mesud, 100 süvari ile savaÅŸ meydanından güçlükle kurtuldu. Gazne ordusu, bütün hazinelerini, mallarını, silahlarını bıraktı.

Bundan sonra Selçukluların karşısına çıkacak önemli bir kuvvet kalmadı; bu zaferle Selçuklu devletinin kuruluÅŸu kesinleÅŸti. Savaşın sonunda Sultan Mesud, Horasan’ı tamamıyla Selçuklulara terk etti. Bağımsızlıklarını kazanan Selçuklular, bu tarihten sonra, İslâm ülkelerini ele geçirmeÄŸe baÅŸladılar.

Popularity: 9% [?]

21
Tem

Talas Savaşı

   Yazan: admin

İlk müttefik Türk ve İslam orduları ile Çin ordusu arasında yapılan meydan savaşı. İslamiyet’i henüz kabul etmeyen Türklerin, Orta Asya’da İslâm dînini tanıtıp yayan Araplarla birlikte, Çinlilere karşı, Talas’ta yaptıkları bu savaÅŸ, sebep ve sonuçları bakımından çok önemlidir.
Göktürk İmparatorluÄŸu’nu yıkmış olan Çin’in başındaki Tang Sülâlesi (618-906) devrinde İmparator Hivang-Çang (713-755), Türk HanoÄŸulları’nın hâkimiyetindeki ÅžaÅŸ/TaÅŸkent ÅŸehrini ele geçirmek istedi. Bu gayeyle TaÅŸkent Seferine çıkan Kuça Valisi Kao Sien-tche çok geçmeden TaÅŸkent hükümdarı Bagatur-tudun’u esir alarak Çin İmparatoruna gönderdi.

Bagatur-tudun’un öldürülmesi üzerine oğlu Tüen-en, başta Karluklar olmak üzere bölgedeki Türk boylarını Çin’e karşı birlikte harekete çağırdı. Ancak Göktürklerin yıkılmasından sonra henüz birliğini kuramamış olan Türkler, Çin kuvvetleriyle tek başlarına mücadele edemeyeceklerini bildikleri için Abbasîlerden yardım istediler. Ziyad bin Sâlih kumandasında gelen İslam ordusu, yardımcı Türk kuvvetleriyle birleşti. Bunu haber alan Çin komutanı Kao Sien-tche de 100 000 kişilik orduyla, Talas şehrine geldi ve burada müttefik kuvvetlerle karşılaştı. 751 yılı Temmuzunda başlayan savaş, pek şiddetli bir şekilde beş gün devam etti. Savaşın son gününde Çin kuvvetlerinin arkasına sarkan Karluklar, düşmana ağır bir darbe indirdiler. Kao Sien-tche az bir kuvvetle canını zor kurtarabildi. Savaşta Çinliler, elli bin ölü ve yirmi bin esir verdiler.

Talas Meydan Muharebesinin zaferle neticelenmesi; Türk, Çin, İslam ve dünya tarihiyle medeniyetinde çok önemli tesirler bıraktı. Çinliler Talas yenilgisinden sonra 20. yüzyıla kadar, Tanrı Dağları (Tiyenşan) batısına geçemediler. Batı Türkistan, Çin tehlikesinden kurtuldu.

Karluklar, Talas Zaferinden on beÅŸ yıl sonra, 766 tarihinde, Tanrı DaÄŸları batısında ve Çu Irmağı boylarında müstakil Türk devleti kurdular. Türkistan’daki Kamlık (Åžamanlık), Buda ve Mani dinlerindeki yerli ve göçebe Türklerle Müslümanlar arasında, serbest ticaret, dostluk ve iyi münasebetler baÅŸladı. Türkler, Müslümanlarla tanışıp, İslam dînini yakından tanıma imkânına kavuÅŸtular. İslam dîninin üstün esasları, mütekâmil hâli, buralardaki Türklerin İslamiyet’i benimsemelerine sebep oldu. İslam medeniyet dairesine, Orta Asya’da, binlerce Türk girdi.

Türkler, kâğıt yapmasını Araplara öğretti. Semerkand’daki imalathânelerde yapılan ipekten kâğıtlar, Orta Doğu ve Akdeniz’e yayıldı. Müslüman Araplar, hakimiyetlerindeki bölgelerden öğrendikleri kâğıdı imal ederek medeniyetin bütün dünyada hızla yayılmasına hizmet ettiler.

Popularity: 9% [?]

5
Nis

Termofil (Thermopylae) Savaşı

   Yazan: admin

Termofil Savaşı (Yunanca ΘεÏ?μοπÏ?λαι, Termopile) M.Ö. 480 yılında Yunan kent devletlerinden oluÅŸan bir ittifakın Mora yarım adasını Balkanlar’a baÄŸlayan Termofil daÄŸ geçidinde kendisinden çok daha kalabalık istilacı Pers ordusuyla yaptığı savaÅŸtır. Tarihteki en ünlü direniÅŸlerden biridir. Termofil geçidi Antik Yunandan itibaren savaÅŸlarada sahne olmuÅŸtur.

M.Ö. 480 yılında Pers kralı Serhas (Kserkses) babası Darius un Atinalılara yenilmesinin öcünü almak için Çanakkale’yi geçerek, Yunanistan’ı istila etmek üzere yola çıktı. Herodot’un belirttiÄŸine göre iki yüz elli bin savaşçıdan oluÅŸan Pers ordusunun vatanları üzerine yürüdüğü haberi bütün Yunanistan’ı dehÅŸete düşürdü. Yunanistan o tarihten aralarında siyasal birlik oluÅŸturamamış ve birbirleri ile sürekli çatışan ÅŸehir devletlerinden oluÅŸuyordu. Ancak Yunanistanın topyekün istilası tehdidi ÅŸehir devletlerinin bir ittifak oluÅŸturmasını saÄŸlamıştır. En büyük ÅŸehir olan Atina’nın en zayıf günlerini yaşıyor olması Antik Yunanistandaki bütün ümitlerin, Dor savaşçı özelliklerini taşıyan Spartalılara baÄŸlanmasına sebep oldu. İki yüz elli bin kiÅŸilik ordunun baÅŸka türlü durdurulamayacağına inanan Sparta’nın eÅŸ iki kralından biri olan Leonidas tek çarenin Termofil Geçidi’nin tutulması olduÄŸuna karar verdi. Kalabalık orduların hareket alanını kısıtlayan ve askeri manevralara izin vermeyen kayalık geçit ancak göğüs göğüse mücadele ile ele geçirilebirdi.

Spartada Karnia Festivalinin baÅŸlaması Sparta’nın üst düzey yargıçlardan oluÅŸan yönetim kurulu Eforların Sparta Ordusunun yola çıkmasına izin vermemelerine neden oldu. 5 gün süren festivalin bitmesini beklemenin geçidin tutulması için geç kalınmasına yol açacağına karar veren Leonidas, 300 kiÅŸilik muhafız birliÄŸini alarak geçidi tutmak ve yardım gelene kadar Pers ordusunu oyalamak için yola çıktı. Spartalılar müttefik de toplayarak MÖ 486 yılında Termofil geçidinde Perslerle karşı karşıya geldi. Persleri burada olabildiÄŸince oyalayarak geride kalanlara ordu hazırlamaları için süre kazandırmış olacaklardı. 7 gün boyunca 300 Spartalı ve 700 Tespialıdan oluÅŸan küçük Yunan birliÄŸi iki yüz elli bin Pers askerini geçitlerin öte tarafında tutmayı baÅŸardı. Ancak beklenen yardım gelmedi.

7. günün sonunda Pers generali Hidasnes, bir grup askeri Malisli Efialtes adında bir hainin gösterdiÄŸi bir daÄŸ patikası üzerinden Yunanlılar’ın arkasına çıkartınca Persler geçidi arkadan sarabildiler. Bunun üzerine Sparta kralı Leonidas Tespialı askerlere geri çekilme emri verdi. Kendisi ise 300 askeriyle ülkesinin kanunları gereÄŸince burada savaÅŸarak ölecekti. Son muharebenin bitimine doÄŸru ölen Leonidas’ın cesedini korumak için kalan son Spartalıların tırnak ve diÅŸleriyle mücadele ettiÄŸi Herodot’un kayıtlarında belirtiliyor. Burada kahramanca ölen askerler sayesinde güç toplayan Yunan kentleri bu savaşın ardından Persleri Salamis ve Plateade maÄŸlub ederek tarihin ilk demokratik düzenini korumuÅŸlardır.

Pers ordusunun buradaki ağır kayıplar Serhas’ı o kadar korkutmuÅŸtur ki daha sonra Pers donanması Salamis’te yenilgiye uÄŸradığında istilayı tamamlamak üzere ordusunun sadece çok küçük bir kısmını geride bırakarak Yunanistan’dan çekildi. Kalan bu ordu ise Platea Savaşı’nda yenilir. Termofil’deki Yunan savunmacıların baÅŸarısı, bir ordunun manevi gücünü yükseltmek için eÄŸitimin, donanımın ve savaÅŸ alanın taktik kullanımındaki avantajları vurgulamak ve aynı zamanda bunaltıcı üstünlüğe karşı gösterilen cesaretin örneÄŸi olarak gösterilebilir. Spartalı ve Tespialılar’ın kahramanca fedakarlığı çaÄŸlar boyunca birçoklarını etkilemiÅŸtir.

Tüm Spartalı ve Tespialı askerler cesurca savaÅŸmışlarsa da, hepsinin en cesuru olarak Spartalı Diekenes gösterilir. SavaÅŸ arifesinde bir Trakya yerlisi Pers okçularının sayısını anlatmak için, Perslerin attığı okların güneÅŸin yüzünü örttüğünü söylemiÅŸtir. Diekenes ise buna yanıt olarak gülmüş ve şöyle cevap vermiÅŸtir: “Öyleyse biz de gölgede savaşırız”


Thermopylae Anıtı

Bugün Termofil’de iki anıt kalmıştır. Sonradan yapılan anıtta Kral Leonidas’ın kendisinden silahlarını isteyen Serhas’a söylediÄŸi sözler yazılıdır:”MOLON LABE” – “GEL VE KENDİN AL” ikincisinde ise Åžair Simonidesin sözleri vardır. Bu sözler tüm savaÅŸ yazıtlarının en ünlülerindendir: “Git, Spartalılar’a söyle, buradan geçen yabancı, burada, kanunlarına itaat eden bizler, yatıyoruz.”

kaynak 

Popularity: 28% [?]

İstiklal Marşı’nın kabulünün 86′ncı yıldönümü nedeni ile BaÅŸbakan Recep Tayyip EdoÄŸan, Anavtan Partisi Genel BaÅŸkanı Erkan Mumcu ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel BaÅŸkanı Devlet Bahçeli birer mesaj yayınladı. İstiklal Marşının kabulünün 86 yıldönümünü dolayısıyla BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan yayınladığı mesajında İstiklal Marşının Milletin ortak sesi ve vicdanı olduÄŸunu belirtti. ErdoÄŸan, ÅŸunları söyledi:

“Mehmet Aif Ersoy azimle inançla ve büyük fedekarlıklarla kazanılan iztiklal mücadelemizi muhteÅŸem mısralarıyla ebedileÅŸtirmiÅŸtir. Tarihte bir benzeri daha olmayan İstiklal Mücadelemizin ölümsüz destanı, bugünde kalplerimizde aynı heyecanı yaÅŸatan bir etkiye sahiptir. Milli Marşımızı tarihten silmek istenen bir milletin hangi deÄŸerlere sarılarak İstiklal muücadelesini kazandığının belgesi olarak da insanlık tarihi içinde çok özel bir yere sahiptir.”

Anavatan Partisi Genel BaÅŸkanı Erkan Mumcu mesajında İstiklal Marşı’nın “bağımsızlık ve onur üzerine ant içen milletin dünyaya meydan okuyuÅŸunun ÅŸiirsel destanı” olduÄŸunu belirterek, “Yüce Allah milletimize tıpkı Akif’in adeta vasiyetiymiÅŸ gibi söylediÄŸi biçimiyle bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” dedi.

MHP lideri Devlet Bahçeli de mesajında, İstiklal Marşının özlü ifadesi ve derin anlamı ile şanlı Türk tarihine ışık tutan ve başarma azim ve iradesini vurgulayan bu kutlu eserin mısralarla örülmüş bir albayrak gibi gönüllerde dalgalandığı belirtti. Bahçeli, Türk Milleti tarafından bu emanetin sonusaz kadar yaşatılacağını vurguladı.

kaynak : hurriyet

Popularity: 16% [?]