Archive for Temmuz, 2007

21
Tem

Çaldıran Savaşı (Çaldıran Zaferi)

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han ile İran Şahı İsmail arasında, 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Ovasında yapılan, tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri.
Akkoyunlu Devleti’ni ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu geniÅŸleten Åžah İsmail, 1510’da, doÄŸudaki Sünnî Özbekler’i de yendikten sonra, Anadolu’ya yöneldi. GönderdiÄŸi dâî ve halifeleri vasıtasıyla yaptığı propagandalarda, Osmanlı hudutları içindeki Åžiîleri kendisine baÄŸlamaya, fırsat buldukça da isyanlar çıkarmaya baÅŸladı.

Yavuz Sultan Selim Han ise, Anadolu’yu bölüp parçalamak ve batıya açılan her seferde Osmanlı’yı arkadan vurmak emelinde olan Åžah İsmail’e, kesin bir darbe indirmek niyetindeydi.

Nitekim bu gaye ile ÅŸehzadeler ve dahildeki fesatçıların iÅŸini halleden Yavuz Sultan Selim Han, 10.000 azab askerinin hazırlanması için Anadolu’ya hükümler gönderdiÄŸi gibi, bütün kuvvetlerin YeniÅŸehir Ovasında kendisine katılmasını emretti. Aynı zamanda Manisa valisi olan oÄŸlu Süleyman’ı Edirne’ye getirterek, Rumeli muhafazasında alıkoydu. Nisan 1514’te İstanbul’dan Üsküdar’a geçen Yavuz Sultan Selim Han, Åžah İsmail’in halifelerinden olup esir bulunan Kılıç adında birisi vasıtasıyla, Åžah’a, Farsça bir name gönderdi. Yavuz Sultan Selim Han bu namede; Åžah’ın Müslümanlığa aykırı hareketlerinden ve mezaliminden bahsederek, kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için faaliyete geçtiÄŸini, yaptığı iÅŸler sebebiyle Åžah’ın katline fetva verildiÄŸini ve kılıçtan evvel İslâmiyet’i kabul etmesi lâzım geldiÄŸini, bunun için Safer ayında İstanbul’dan hareket ettiÄŸini ve bizzat muharebeye hazır olacağını, bildirmiÅŸti. Elçi Kılıç, Åžah İsmail’i Hemedan’da bularak nameyi vermiÅŸ ve o da muharebeye hazır olduÄŸunu bildirmiÅŸti. Åžah İsmail bu namesinde; “Er isen meydana gelesin, biz de intizardan kurtuluruzâ€? demiÅŸti.

Günlerce doğuya doğru yol alan Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail ve ordusundan bir haber alınamaması üzerine, bu mektuba ağır bir cevap vermiş ve demiştir ki: “Davete icabet edip uzun yolları geçerek memleketine girdik, fakat sen meydanda görünmüyorsun. Padişahların ellerindeki memleket, onların nikâhlısı gibidir, erkek ve yiğit olanlar kendisinden başkasının elini ona dokundurtmazlar. Halbuki bunca gündür askerimle memleketine girip yürüyorum, hâlâ senden bir haber yok. Bundan sonra da saklanıp görünmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer yerine yaşmak ve zırh yerine çarşaf giyip serdarlık ve şahlık sevdasından vazgeçesin.�

Yavuz Sultan Selim Han, bu namesiyle beraber, Şah İsmail’in gönderdiklerine mukabele olarak hırka, şal ve çarşaf gönderdi. Bir taraftan bu mektuplaşmalar devam ederken, diğer yandan Yavuz’un ordusu, harap yollarda bin bir müşkülâtla yol alıyordu. Bu durum, Şah İsmail ile muharebe aleyhtarlarına fırsat verdi. Bunların yavaş yavaş askeri tahrik etmeye başlamasıyla, orduda fısıltılar çoğaldı. Erzincan’a gelindiği zaman, asker, kumandanlar ve vezirler düşmanın meydanda olmamasından dolayı daha ileri gidilmemesini ve geri dönülmesini hükümdara söylemek istedilerse de, Padişah’ın Âzerbaycan’ın merkezi Tebriz’e 40 merhale yolları kaldığını belirtip o tarafa gidileceğini beyan etmesi üzerine, korkularından seslerini çıkaramadılar. Fakat bu durumu Padişah’a arz etmesi için, Karaman valisi olup Padişah’ın çok sevip itimad ettiği Hemdem Paşayı gönderdiler. Hemdem Paşa, bu ısrarlara dayanamayıp Padişah’a, ileri gidilmemesi hakkında ordunun mütalaasını arz etti. Ancak, şiddetle cezâlandırılarak, yerine, ümeradan Zeynel Bey, Karaman beylerbeyi oldu. Padişah’ın bu hareketi, vermiş olduğu katî kararın önlenmesine mani olmak içindi. Bunda bir ölçüde başarı ve orduda sükûnet sağlandı. Bu arada Bayburt’u zaptetmek üzere Trabzon sancakbeyi Mehmed Bey kumandasında bir miktar kuvvet yollandı.

Ordu, Eleşkirt civarına geldiği zaman, bu defa yeniçeri ocağı tahrik edildi. Bunlar ayaklandıkları gibi, Padişah’ın çadırına; “Düşman meydanda yok, bu harap yerlerde ilerlemek, askeri beyhude telef etmektir, geri dönelim� tarzında yazılmış mektuplar bırakıldı. Hattâ daha da ileri giden yeniçeriler, bir sabah Padişah’ın çadırına ok atacak kadar işi azıttılar.

Bu hâdise üzerine Yavuz Sultan Selim Han, derhal atına atladı ve yeniçerilerin içine girdi. Askere hitaben; “Biz henüz kastettiÄŸimiz yere varmadık, düşmanla karşılaÅŸmadık, dönmek ihtimali yoktur, hattâ bunu düşünmek bile hayaldir. Teessüf olunur ki Åžah’ın maiyeti kendi efendileri yoluna can verdikleri halde, biz ÅŸerîat-ı Ahmediyye’ye muhalif hareket eden bunları yola getirmek için bu serhatlara kadar gelmiÅŸken, bir takım gayretsizler, bizi yolumuzdan geri çevirmek isterler. Biz, katiyen yolumuzdan dönmeyeceÄŸiz. Ülülemre itaat edenlerle, kastettiÄŸimiz yere kadar gideriz. Kalpleri zayıf olanlar, ehlü ıyâllerini düşünenler ve yol zahmetini bahane edenler, kendileri bilirler. Dönerlerse dîn-i mübîn yolundan dönerler. EÄŸer bahane, ‘düşman gelmedi’ ise, düşman daha ileridedir. Er iseniz benimle beraber gelin ve illâ ben tek başıma da giderimâ€? diye atını ileriye sürünce, yaptıklarından utanan yeniçeriler, PadiÅŸah’ı takip etmeye baÅŸladılar.

Hakikaten ordu, yiyecekten çok sıkılıyordu. Trabzon yoluyla gelmekte olan zahire, kâfi deÄŸildi. Nihayet, akıncı kumandanı MihaloÄŸlu’yla DulkadiroÄŸulları’ndan ÅžehsuvaroÄŸlu Ali Beyden gelen haberler neticesinde, Åžah İsmail’in meydana çıktığı haberi alındı. İki ordu, 22 AÄŸustos 1514’te Çaldıran sahrasında karşı karşıya geldi.

23 AÄŸustos günü, Türkiye’nin kaderini tayin eden tarihî günlerden biriydi. Osmanlıların baÅŸarısızlığı, Orta Anadolu’nun KızılbaÅŸ Safevîler’in eline geçmesini saÄŸlayacak, bunun neticesinde ise Åžiî hareketi bütün Anadolu’ya yayılacaktı. Çaldıran sırtlarından ovaya inen Osmanlı ordusunun merkezinde, kapıkulu askerleriyle beraber Yavuz Sultan Selim Han vardı. SaÄŸ kola Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan PaÅŸa ve sol kola Rumeli Beylerbeyi Hasan PaÅŸa kumanda edecekti. Yeniçerinin önüne azaplar sıralanmış ve onların önüne de beÅŸ yüz darbezen top yerleÅŸtirilmiÅŸti.

Şah İsmail, sağ kola en büyük kumandanı Durmuş Han Şamlu ve Nur Ali Halîfe, sol kola Diyarbakır Beylerbeyi Ustaclu oğlu Mehmed Hanı koyarak kendisi muhafızlarıyla beraber geride, ihtiyatta kaldı. İki taraf kuvvetleri eşit görünüyordu. Osmanlıların yaya, yani yeniçeri kuvvetleri çok muntazam olup, buna mukâbil Şah’ın da 60.000 kişilik mükemmel süvâri kuvveti vardı. Osmanlı kuvvetleri açlık ve sıkıntı içinde yaklaşık 2500 kilometrelik yolu kat edip, yorgun bir halde gelmişlerdi. Şah’ın kuvvetleri ise zinde ve dinç idi; zaten Şah’ın maksadı, Osmanlı ordusunu yormak ve sonra imha etmekti.

Harp, çok şiddetli bir şekilde başladı. Şah’ın sağ cenahı, şiddetli bir hücumla, Osmanlıların sol cenahını bozdu. Beylerbeyi Hasan Paşa, bu sırada şehid düştü. Bu bozgun, azapların, topların önünden içeri alınamaması ve topların zamanında ateşlenememesi yüzünden meydana geldi. Ancak, sağ kol kumandanı Hadım Sinan Paşa, tam zamanında topları ateşlemeye muvaffak oldu. Hafif toplar, Şah’ın sol kol kuvvetlerini perişan etti. Ustaclu oğlu Mehmed, öldürüldü. Bu arada merkezdeki yeniçerilerin, Şah’ın galip gelen sağ cenahına, yoğun bir tüfek atışı başlatması ile Safevîler tarafında, tam bir bozgunluk baş gösterdi. Bu sırada Şah İsmail, kurşunla kolundan yaralanarak atından düşmüştü. Osmanlı kuvvetlerinin eline geçmesi, an meselesiydi. Tam bu sırada, Şah’a benzeyen ve onun gibi giyinmiş olan Hızır adında bir seyis, Şah benim diye ortaya atıldı. Osmanlı birlikleri, bu adamı esir ederken, Şah İsmail, temin ettiği bir atla, arkasına bakmadan Tebriz’e kaçtı. Hattâ burada da kendisini emniyette görmediğinden, İran içlerine çekildi. Şah’ın bütün eşya ve karargâhı ile beraber, hanımı Taçlı Hatun da esir edildi. Muharebe esnasında Osmanlılardan, Karaman Beylerbeyi Zeynel Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa ile beraber dokuz sancak beyi şehid oldu. Safevîlerden ise on dört beylerbeyi ve dokuz sancakbeyi muharebe meydanında öldü.

Çaldıran’da kesin bir zafer kazanan Yavuz Sultan Selim Han, muzaffer bir şekilde Tebriz’e girdi ve şehirde sekiz-dokuz gün kadar kaldı. Tebriz’deki sanat erbabı, tüccar ve işe yarayacaklardan bin haneyi İstanbul’a naklettirdi. 8 Eylülde Cuma namazında, Tebriz şehrinde hutbe, Sünnî akîdesine göre ve Sultân-ı iklîm-i Rûm Selîm ibni Bayezid ibni Mehmed bin Murad bin Bayezid adına okundu.

Yavuz Sultan Selim Hanın, tamamen deha mahsulü bir taktikle, on iki saatte, henüz hava kararmadan kesin netice aldığı Çaldıran Muharebesi, tarihin en büyük ve nadir meydan muharebelerindendir. Çaldıran Zaferi, Anadolu’nun siyasî ve içtimâî tarihi bakımından çok mühim sonuçlar doğurmuştur.

21
Tem

Otranto Seferi

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Fatih zamanında, Gedik Ahmed PaÅŸa’nın, Otranto’ya (Taranto) yaptığı sefer (1480).
Aragon ve Napoli kralı olan Alfonso, Akdeniz’de büyük bir imparatorluk kurmak amacıyla, Osmanlı Devleti’ne karşı düşmanca bir siyaset takip etti; Arnavutluk’ta İskender Bey’e yardım ederek, Türkleri Adriyatik kıyılarından uzak tutmak istedi. Yerine geçen oÄŸlu Ferdinando I de, babasının siyasetini sürdürdü. EÄŸriboz adasının alınmasından sonra Ferdinando I, Osmanlılara karşı kurulan haçlı ittifakına girdi. Osmanlı Devleti de Venedik ile barış yaptığı halde (1479), Napoli krallığı ile anlaÅŸmaya yanaÅŸmadı. Fatih, Napoli krallığına karşı harekete geçti. Osmanlı Devletine vergiyle baÄŸlı olan Zenta, Kefalonya ve Ayamavra adaları beyi Leonardo’nun Osmanlı Devletinin izni olmadan, Napoli kralının akrabalarından bir kızla evlenmesi sebep sayılarak Napoli krallığına savaÅŸ açıldı ve Güney İtalya’nın alınmasına karar verildi. Osmanlı Devletini bu sefere, Napoli krallığıyla savaÅŸ halinde olan Venedik de teÅŸvik etti. Gedik Ahmed PaÅŸa, Otranto limanına asker çıkardı ve Otranto alındı (11 AÄŸustos 1480). Gedik Ahmed PaÅŸa, Otranto yakınındaki diÄŸer kalelerin de ele geçirilmesiyle uÄŸraÅŸtığı sırada, Fatih öldü; oÄŸlu II. Bayezid Han, Gedik Ahmed PaÅŸa’yı geri çağırdı. Gedik Ahmed PaÅŸa, yerine Hayreddin PaÅŸa’yı bırakarak İtalya’dan ayrıldı. Ferdinando I, Macar kralı Matyas Corvinus’un da yardımıyla, Türklerin zaptettiÄŸi kaleleri ve Otranto’yu geri aldı (10 Eylül 1481). II. Bayezid Han, Cem Sultan olayı yüzünden İtalya meselesiyle uÄŸraÅŸamadı.

21
Tem

Otlukbeli Savaşı (Otlukbeli Zaferi)

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Fatih Sultan Mehmed Hanın, Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan ile, 11 Ağustos 1473’te, Otlukbeli mevkiinde yaptığı büyük meydan muharebesi.
Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed Hanın, 1453’te İstanbul’un fethiyle Bizans İmparatorluÄŸunu ve 1461’de de Trabzon’u alarak Pontus Rum Devletini yıkması, Hıristiyan âlemine karşı üstünlük kurup, İslâm âleminde takdir kazanması, doÄŸudaki Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan’ı telaÅŸlandırdı. Türkmen asıllı Akkoyunlu Uzun Hasan, kısa zamanda devletin sınırlarını geniÅŸleterek; Irak-ı Acem, Irak-ı Arap, Âzerbaycan, İran ve kısmen DoÄŸu Anadolu’ya hakim olmuÅŸtu. Pontus Rum Kralının damadı olması dolayısıyla Trabzon’un mirasının kendisinin olduÄŸunu iddia etti. Bu sebeple, Fatih’ten Trabzon’u istedi. İsteÄŸi kabul edilmedi. Uzun Hasan, tek başına Osmanlıları maÄŸlup edemeyeceÄŸini bildiÄŸinden, kendisine müttefik aradı. Neticede, batıda Haçlı devletleri ve doÄŸuda hakimiyet mücadelesi veren Türk devlet ve beyleriyle anlaÅŸtı. Venedik, Papa ve Napoli, ittifak teklifleri neticesinde, ateÅŸli silahlar ve bunu kullanacak usta ve asker gönderip Uzun Hasan’ın yanında yer aldılar. Venediklilerin yardımı karşılığı, Karadeniz’de serbest faaliyet yanında, Mora, Midilli, AÄŸrıboz ve Argos’un iadesi temin edilecekti. Topraklarını Osmanlıların zapt ettiÄŸi Karaman ve Candar beyleri de bu ittifaka dahil oldular. Uzun Hasan’ın bu faaliyetlerine karşı Fatih de tedbir aldı. Batıdan gelecek saldırılara karşı Rumeli ve İstanbul’un emniyet tedbirlerini arttırdı. Rumeli’nin muhafazası, Åžehzâde Cem Sultan’a verildi. Mısır Memlûkları ile anlaÅŸma yapılarak, Akkoyunlular ile ittifakları önlendi. Akkoyunlu-Venedik ittifakını da bozmak isteyen Fatih, Venediklilerin AÄŸrıboz Adasını Osmanlılardan istemeleri üzerine, anlaÅŸmaya yanaÅŸmadı. Venedikliler, Uzun Hasan’a yardım için Napoli, Rodos, Papalık ve Kıbrıs donanmalarıyla; Akdeniz ve Ege sahillerindeki Osmanlı ÅŸehirlerinden Antalya, İzmir ÅŸehir ve kalelerini yaÄŸma edip, yaktılar.

Fatih, Uzun Hasan’a karşı sefere çıkmadan önce, Anadolu’ya öncü kuvvetler gönderdi. 1473 Martında doÄŸu seferine çıkan Fatih’e; Bursa’da Rumeli Beylerbeyi Has Murad PaÅŸa, Beypazarı’nda Karaman Valisi Åžehzâde Mustafa Çelebi, Kazova’da Amasya Valisi Åžehzâde Bayezid ve kuvvetleri katıldılar. Böylece Osmanlı ordusunun mevcudu, yüz bine çıktı. Rumeli akıncı kumandanı MihaloÄŸlu Ali Bey, öncü gönderilerek, Akkoyunlular’a ilk darbeyi vurmaya ve haber almaya memur edildi. Osmanlı ordusu Erzincan’a geldiÄŸi halde, Uzun Hasan ve Akkoyunlular’a rastlayamadı. Erzincan’dan itibaren asıl muharebe ÅŸartları gözetilerek, âni taarruzlara karşı ihtiyatla harekete devam edildi. Tercan’da iki tarafın da öncüleri karşılaÅŸtı. Uzun Hasan da yetmiÅŸ bin askerle Tebriz’den hareketle Tercan istikametine gelmekteydi. Önden giden ve Tercan Nehrini takip eden Has Murad PaÅŸa, karşılaÅŸtığı Akkoyunlu kuvvetlerini üst üste maÄŸlup etti. Has Murad PaÅŸa, bu muvaffakiyetleri üzerine daha da ilerlemek istedi. Vezîriâzam Mahmud PaÅŸa, Fırat’ı geçmemesini tavsiye ettiyse de, dinlemeyip ilerledi. Has Murad PaÅŸa, Fırat’ı geçince Akkoyunlular’la muharebeye tutuÅŸtu. Sahte ricat taktiÄŸine kapılarak Akkoyunluların içine girdi ve kuvvetleriyle birlikte pusuya düştü. Osmanlı öncü kuvvetlerinin bir kısmı telef olurken, bir kısmı esir düştü. Has Murad PaÅŸa da Fırat’ta boÄŸuldu. Osmanlıların meÅŸhur kumandanlarının ve seçme askerlerinin esir alınıp, öldürülmesiyle ümitlenen Uzun Hasan, Otlukbeli’nde Osmanlılara kesin darbeyi indirmek için harekete geçti. Merkezden epeyce uzaklaÅŸan Osmanlı ordusunun levazım stoku, devamlı azalıyordu. Atlı Türkmen kuvvetlerine sahip Akkoyunlular, ÅŸaşırtıcı muharebe planları tatbik ederek imha harbi yapıyorlardı. Akkoyunlu baskınlarına karşı Anadolu Beylerbeyi Davud PaÅŸa ve takviye kuvvet olarak da Vezîriâzam Mahmud PaÅŸa gönderildi. Otlukbeli’nin tepeleri, Akkoyunlular tarafından tutulduÄŸundan, Osmanlı ordusu Üçağızlı mevkiinde savaÅŸ düzeni aldı. Merkezde Fatih Sultan Mehmed Han, saÄŸ kolda Åžehzade Bayezid, sol kolda Åžehzade Mustafa bulunuyor, PadiÅŸah, kapıkulu azaplarına, ÅŸehzadeler de, eyalet askerlerine kumanda ediyorlardı. Akkoyunlu ordusunun merkezine Uzun Hasan, saÄŸ kola oÄŸullarından Zeynel Mirza, sol kola da UÄŸurlu Mehmed Mirza kumanda ediyorlardı.

Otlukbeli’nde, 11 AÄŸustos 1473 tarihinde meydana gelen muharebe, Osmanlıların ateÅŸli silahlarda, Akkoyunluların da süvari kuvvetlerinde üstünlüğü ile baÅŸladı. Sol koldaki Åžehzade Mustafa’nın üstün gayreti sonucunda, Akkoyunlular’a karşı saÄŸladığı üstünlükle, muharebe, Osmanlılar lehine döndü. Osmanlıların, Uzun Hasan’ın merkez kuvvetlerini ÅŸiddetli top ve tüfek atışlarıyla ateÅŸ altında tutması, Akkoyunlu kuvvetlerini iyice bozdu. Hasan Bey, muharebe meydanından kaçtı. SaÄŸ koldaki Zeynel Mirza ve yardımcı Gürcü kuvvetleri kumandanları öldürüldü. Muharebede kesin olarak üstünlüğü saÄŸlayan Osmanlı kuvvetleri, pek çok Akkoyunlu devlet adamı, bey, kumandan ve yardımcıları ile askerlerini esir aldı. Fakat muharebe meydanından kaçan Uzun Hasan, yakalanamadı. Fatih Sultan Mehmed Han, esir alınan Akkoyunlu âlimlerine hürmet gösterip, serbest bıraktı. Uzun Hasan safında olan Karakoyunluları da affetti. Akkoyunluların elindeki Osmanlı esirleri kurtarıldı. Fatih, Otlukbeli Zaferinden sonra, üç gün muharebe meydanında bekledi. Zaferin şükrünü yaparak, dört bin köle ve cariye azad etti. DoÄŸu Seferine çıkmadan önce borç olarak dağıtılan yüz yük akçeyi (altı milyon altın lira, on milyon gümüş para) askere hediye etti. Sefer dönüşü, Åžebinkarahisar fethedildi.

Fatih’in DoÄŸu Seferi neticesinde Otlukbeli Zaferi kazanılmasına raÄŸmen, pek büyük arazi elde edilememesinin sebebi, Fatih’in, Sünnî ve Türk olan Akkoyunlulara karşı iyi niyet beslemesidir. Bununla birlikte, bu savaÅŸ neticesinde, Fırat Nehrinin batısı kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. Batılılar, Osmanlı Devleti’ni maÄŸlup edip, İstanbul’a tekrar hakim olamayacaklarını kesin olarak anladılar. Anadolu birliÄŸinin Osmanlılar tarafından saÄŸlanacağı kesinleÅŸip, Orta-DoÄŸu yolu açıldı. Akkoyunlu ülkesinde taht mücadelesi baÅŸlayıp, hanedan parçalandı. Karamanlı ülkesi, Osmanlı hakimiyetine geçti. Otlukbeli Zaferi öncesi ve sonrası, tecavüzlerini arttıran Haçlı korsanlarının Akdeniz ve Ege sahillerindeki saldırıları da neticesiz kaldı. Venedikliler de anlaÅŸma istemek zorunda kalınca, batıda ve doÄŸuda, Osmanlı Devletinin büyüklüğü kabul edildi.

21
Tem

Ankara Savaşı

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid Han ile Timur Han’ın, Ankara’da yaptıkları savaÅŸ (1402).
Yıldırım Bayezid Han; NiÄŸbolu zaferiyle Rumeli’de Osmanlı hâkimiyetini tesis ettikten sonra, Anadolu’da birliÄŸi saÄŸlamak için harekete geçti. Bu niyetle Aydın, MenteÅŸe, Karaman ve İsfendiyaroÄŸulları beyliklerine son verdi. Ancak bu beyliklerin başındaki beyler, Asya’da kuvvetli bir devlet kurup, batıya yönelen Timur Han’a sığındılar. Aynı ÅŸekilde Timur Han’ın, hükümdarlığına son verdiÄŸi Karakoyunlu beyi Kara Yusuf ile Tebriz hükümdarı Ahmed Bey de Yıldırım Bayezid Han’a sığınmış, Erzincan beyi Mutahharten de akrabalarını Yıldırım Bayezid Han’a göndererek yardım istemiÅŸti. Timur Han’a sığınan Anadolu beyleri, Osmanlı sultanı hakkında; Timur Han’ın önünden kaçan beyler de Yıldırım Bayezid Han’a Timur’la ilgili olmadık ÅŸeyler söyleyip kötüleyerek, her iki Müslüman Türk hükümdarının arasını açtılar, iki taraf da karşılıklı kendilerine sığınanları müdafaa ettiler. Timur Han, Yıldırım Bayezid Han’a mektup göndererek kendisine sığınanların iadesini istedi. Bu mektuplarda her iki hükümdarın birbirlerine hakaret dolu sözlere yer verdikleri, ilim adamları arasında kabul görmemektedir. Bugün, bilinen hakaret dolu mektupların sahte olduÄŸu ispatlanmıştır. Yıldırım Bayezid Han, Timur Han’ın isteÄŸini kabul etmeyince savaÅŸ kaçınılmaz oldu.

Timur Han, kuvvetli bir ordu ile, Anadolu içlerine doÄŸru harekete geçti. Bunu haber alan Yıldırım Bayezid Han da, İstanbul kuÅŸatmasını kaldırarak, kuvvetlerini Bursa’da toplamaya baÅŸladı. Bursa’dan hareket eden Osmanlı ordusu, iki koldan yürüyerek Ankara önüne geldi. Bu sırada Timur Han, Sivas’ı ele geçirmiÅŸti. Onun, Sivas’ta olduÄŸunu haber alan Yıldırım Bayezid Han, ağırlıklarının bir kısmını Ankara’da bırakarak AkdaÄŸmadeni ve Kadışehri daÄŸlık mıntıkasında mevzi almak istedi. İki ordunun öncü kuvvetleri Sivas ve Tokat bölgelerinde karşılaÅŸtılar ise de, Osmanlı sultanı, Sivas ile Tokat arasındaki geçitleri tuttuÄŸundan, burada muharebe yapmayı kendisi için tehlikeli gören Timur Han, Kayseri’ye doÄŸru yürüdü. Timur Han, Yıldırım Bayezid Han’ı kendisine doÄŸru çekmek istediyse de duruma vâkıf olan Yıldırım Bayezid Han, bu oyuna gelmedi ve yapacağı taarruzun zamanını bekledi

Timur Han, Kırşehir üzerinden hızla Ankara önlerine gelerek kaleyi kuşattı. Kale muhafızı Yakub Bey, kaleyi şiddetle müdafaa etti. Timur Han, Osmanlı ordusunun geleceğini tahmin ettiği yolu iyice tahkim etti. Osmanlı ordusu ise onun hiç beklemediği taraftan ve tahmininden çok erken, Ankara önlerine geldi.

Osmanlı ordusunun merkezinde Yıldırım Bayezid Han bulunuyordu. Yanında sadrazam Çandarlı Ali PaÅŸa, ÅŸehzade İsa, Mustafa ve Musa Çelebiler yer alıyordu. SaÄŸ cenahta bulunan Anadolu birliklerine vezir TimurtaÅŸ PaÅŸa, sol cenahta yer alan Rumeli birliklerine Åžehzade Süleyman Åžah kumanda ediyordu; ihtiyat kuvvetlerinin başında da Åžehzade Mehmed Çelebi bulunuyordu. Sol cenahın ihtiyat kuvvetlerini, Sırbistan despotu ve Sultan’ın kayın biraderi Stefan Lazareviç’in kumandasında yirmi bine yakın zırhlı Sırp askeri meydana getiriyordu. Merkez ihtiyatında Karakoyunlular, saÄŸ cenahın ihtiyatında Kara Tatarlar denilen TürkleÅŸmiÅŸ MoÄŸollar yer alıyordu. Ayrıca Süleyman Åžah’ın kumandasında akıncı kuvvetleri de vardı. Osmanlı askerinin sayısı yetmiÅŸ binden fazla idi.

Timur Han, ordusunun merkezinde yer almıştı. Torunu Muhammed Mirza, zırhlı ve atlı olan Mâverâünnehir askeri ile ihtiyatta idi. DiÄŸer torunları Pir Muhammed ve İskender Mirza, Muhammed Mirza’nın yanında yer alıyorlardı. SaÄŸ cenaha üçüncü oÄŸlu MiranÅŸah, sol cenaha ise dördüncü oÄŸlu Åžahruh Mirza kumanda ediyordu. Zırhlı otuz iki fil, ordunun önünde dizilmiÅŸti. İkiye ayrılmış olan merkez kuvvetlerinin saÄŸ tarafına Timur Han’ın ikinci oÄŸlu Ömer Åžeyh Mirza, sol tarafına ise Emîr Celâl İslâm kumanda ediyordu. Akkoyunlu sultanı Osman Bey ile Emîr Cihan Åžah’ın tümenleri, saÄŸ cenahın önünde yer almıştı. Mutahharten Bey, KaramanoÄŸlu, AydınoÄŸlu, MenteÅŸeoÄŸlu, GermiyanoÄŸlu, SaruhanoÄŸlu ve CandaroÄŸlu, saÄŸ cenahta yer almışlardı. ÇaÄŸatay sultanı Mahmud Han, Timur’un yanında idi.

Muharebe günü sabah namazından sonra Yıldırım Bayezid Han, askerlerine veciz bir hitabede bulundu. Fakat karşı taraf da Sünnî Müslüman ve Türk olduğu için, askerin, Hıristiyan ordularına karşı gösterdiği başarıyı gösteremeyeceği ortada idi.

İki ordu, Ankara’nın kuzeydoÄŸusundaki Çubuk ovasında, 28 Temmuz 1402 tarihinde karşılaÅŸtı. Burada, o devrin en büyük kumandanlarından ikisi arasında tarihin en büyük savaÅŸlarından biri oldu. Fil görmemiÅŸ Osmanlı atları ürktü. Osmanlı ordusundaki Kara Tatarların, aniden Timur tarafına geçip, Rumeli sipahilerinin arkasından ok atmaya baÅŸlamaları, Osmanlının taarruz gücünü kırdı. Bu sırada Osmanlı ordusundaki Karaman, Candar, Germiyan, Aydın, MenteÅŸe ve Saruhanlı sipahileri karşı tarafta bayrak açmış olan beylerini görünce, Timur Han’ın tarafına geçtiler. Yıldırım Bayezid Han’ın yanında az bir asker kaldı. Osmanlı ordusunun bir kısmı geri çekildi. Kara TimurtaÅŸ ve Firuz paÅŸalar, birlikleri tamamen bozuluncaya kadar dayandılar. Yıldırım Bayezid Han, gün batarken üç bin kiÅŸi ile Çataltepe’de muharebeye devam ediyordu. Burada süren üç saatlik vuruÅŸmadan sonra, maÄŸlûbiyeti anlayınca etrafındaki askerleri yararak kurtulmak istedi. Yıldırım Bayezid Han’ın atı yaralanınca, oÄŸlu ile beraber, ÇaÄŸatay hanı Sultan Mahmud Han’ın kumanda ettiÄŸi birlik tarafından esir alındı.

Timur Han, kendisini iyi karşıladı ve tesellide bulundu. Bir Osmanlı padiÅŸahına yaraşır ÅŸekilde, izzet ve ikramda bulundu. Timur’un, Yıldırım Bayezid Han’a iyi davranmadığı iddiaları uydurmadır. Ancak, esaret zilletini çekemeyen Yıldırım Bayezid Han, kederinden ve nefes darlığından kırk dört yaşında vefat etti. Timur Han, ölüm haberini alınca; “Yazık oldu, büyük bir mücahid kaybettik” demekten kendini alamadı.

Ankara Savaşı, Orta ÇaÄŸ’ın en büyük meydan muharebesidir. İki yüz binden fazla Türk askeri, birbiri ile savaÅŸmıştır. Anadolu topraklarında iki Müslüman devlet arasında yapılmış olan büyük meydan muharebelerindendir. Ankara Savaşının önemli neticeleri arasında; Anadolu Türk birliÄŸinin parçalanması, Bizans ve İstanbul fethinin elli yıl daha uzaması ve Osmanlı Devleti’nin geliÅŸmesinin en azından yarim asırdan daha fazla gecikmesi sayılabilir.

Timur Han, Ankara Savaşında kırk bine yakın zayiat vermiÅŸtir. Halbuki o, bu muharebeye kadar altı binden fazla kayıp vermemiÅŸti. Buna, Osmanlı ordusundaki sevk ve idarenin mükemmeliyeti sebep olmuÅŸtur. Bazı tarihçiler, Yıldırım Bayezid Han ile savaÅŸtığı için Timur Han’ı haksız olarak kötülemekte, harp sahasında olanları, zulüm ve ortalığı kana boyamak ÅŸeklinde bildirmektedir. Halbuki bunun iki devlet arasında bir hâkimiyet savaşı olduÄŸu unutulmamalı, bu savaÅŸ, tarafsız bir ÅŸekilde ele alınıp deÄŸerlendirilmelidir.

21
Tem

Niğbolu Savaşı (Niğbolu Zaferi)

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Niğbolu önünde Osmanlı ve Haçlı orduları arasında, 25 Eylül 1396 tarihinde yapılan meydan savaşı.
Osmanlı Devletinin, Avrupa kıtasındaki fetihleri, başta Papa olmak üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek, Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans Kayserliği küçültülüp, İstanbul ve çevresi surların içine sıkıştırılarak, Anadolu ve Trakya’dan kuşatılmış vaziyetteydi. Osmanlı akıncılarının, Bosna ve Arnavutluk’a yaptıkları akınlarla fethedilen bölgelere yerleşmeleri, Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru yayılmaları, Latinleri ve buralarda nüfuz sahibi Venediklileri de telaşlandırdı. Bundan başka, Ege denizi sahilindeki beylikleri elde ettikten sonra, bu beyliklere mensup korsan gemilerinin faaliyetleri de bu telaşlarını artırıyordu. Ancak, asıl tehlikeyi hisseden, Macarlardı. Kralları Sigismund ile Bizans Kayseri İkinci Manuel’in, Avrupa’dan yardım isteyerek Papa Dokuzuncu Bonifacius’u bir Haçlı seferine davet etmeleri, tahtlarını tehlikede gören kralları, şato, mâlikâne sahibi derebeyleri, Hıristiyan keşiş, papaz ve İslâm hilâlinin Haçlı salîbini ezeceği kuşkusuna kapılanları harekete geçirdi.

Bütün Avrupa milletleri silaha sarıldı ve İngiltere ile Fransa arasındaki harbe son verildi. Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya, Polonya, Bohemya, Avusturya, Macaristan, İtalya, İsviçre, Belçika ve diğer Avrupa memleketlerinden ve Venediklilerle Rodos şövalyelerinden meydana gelen 120.000 kişilik büyük bir ehl-i salîb (Haçlı) ordusu toplandı.

Harekete geçen Haçlılar, Macaristan’dan itibaren iki kola ayrıldı. Macar kralı Sigismund’un idaresindeki asıl büyük kol, önce Sırbistan istikametinde yürüyerek Tuna Vadisine ulaştı ve nehrin sol sahilini takip ederek Osmanlı toprağına girdi. Sonra Tuna’yı geçerek Vidin, Orsava ve Rahova şehirlerini zaptederek, buralardaki Türkleri kılıçtan geçirdiler. Sonra da Niğbolu önüne geldiler.

Nevers kontu Jan’ın idaresindeki Fransızlar, Budin’den sonra Erdel üzerinden Eflak’a geçerek, Eflak voyvodası ile birlikte Niğbolu’da diğer kuvvetlerle birleşti.

Haçlılar ilerlerken, Katoliklik taassubuyla, Balkanların Ortodoks Hıristiyanlarını da öldürüp mallarını yağma ettiler. Osmanlıların müsamahalı idaresine bağlanan Balkanların yerli Hıristiyan ahalisi; can, mal, ırz tecavüzüne uğrayarak, çok zarar gördü.

Niğbolu’ya gelen Haçlılar, Osmanlı kumandanlarından Doğan Beyin muhafızlığındaki Niğbolu Kalesini, karadan ve nehirden kuşattılar. Niğbolu Kuşatmasının on altıncı gününe kadar, Sultan Bayezid Han (Yıldırım) ve Osmanlı ordusunun görünmemesi, Haçlıları ümitlendirdi.

Macar Kralı Sigismund, burada ünlü şövalyeler, prensler ve seçme askerlerine verdiği zafer ziyafetinde, Suriye’nin işgaliyle birlikte Kudüs’ün alınmasından bahsediyordu.

Öte yandan Avrupa’daki Haçlı hazırlıklarını öğrenip, ordularının, Osmanlı hududunu geçtiklerini haber alan Sultan Bayezid Han ise, İstanbul kuşatmasını tehir ederek, kuvvetlerini Edirne’de topladı. Kara Timurtaş Paşa ile şehzadelerinin kumandasındaki Anadolu askerleri süratle toplanarak Boğazlardan geçip, Edirne’de Padişaha yetiştiler. Rumeli askerleri de Edirne’de Bayezid Hana katılmışlardı. Yıldırım Bayezid Han, adına yakışan bir süratle Tuna boylarına doğru yürüdü. Osmanlı ordusu, Filibe-Şıpka Geçidi yoluyla Niğbolu’ya ilerlerken, Tırnova’da gıda maddeleri tedarik eden Haçlılarla karşılaştı. Bunlar esir alındı. Kaçanlar, Osmanlı ordusunun süratle geldiği haberini ulaştırdılar. Bu beklenmeyen bir durumdu. Mareşal Bubiko, Bayezid Hanın, Tırnova’ya gelebileceğine bir türlü ihtimal veremiyordu. Türklerin harp kabiliyetlerini iyi bilen Kral Sigismund, haberin doğruluğunu tetkik için, ileriye keşif kuvvetleri gönderdi. Bayezid Hanın Gazi Evrenos kumandasındaki öncüleri, Sigismund’un keşif kollarını tesirsiz hâle getirdiler. Osmanlı ordusu, Niğbolu’nun on kilometre kadar güneyine sokuldu. Cephesini kuzeye vererek ordugâh kurdu.

Niğbolu’ya yaklaşan Osmanlı ordusu, keşif kollarıyla ovaya yayılmaya başlamıştı.

Birdenbire Osmanlı ordusunu karşılarında gören Haçlılar silâhbaşı ettiler. Kral Sigismund, derhal bir harp dîvânı toplayıp muharebe nizamını tespit etti.

25 Eylül 1396 sabahı, Avrupa’nın dört köşesinden toplanmış 120 000 kişilik Haçlı ordusu ile bunun yarısı miktarındaki Osmanlı ordusu karşı karşıya geldikleri zaman, Osmanlı ordusunun harp nizamı şöyleydi:

Birinci hatta Saruca Paşa kumandasında hafif piyadeleri teşkil eden azap askerleri, solda şehzâde Süleyman Çelebi kumandasında Rumeli askeri, sağda Şehzâde Mustafa Çelebi ve Anadolu beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa kumandasında Anadolu askeri, ortada yeniçeriler vardı. Timarlı sipahiler sağ ve sol yanlara yerleştirilmişti. Sadrazam Ali Paşa, Rumeli beylerbeyi Firuz Bey, Malkoç Bey, sol kanattaki kuvvetlerin arasında bulunuyordu. Ön hatlara piyadeleri koyup, kesin sonucu, atlı askere bırakan Osmanlı harp nizamına mukabil, neticeyi yaya askere yükleyen Haçlı ordusu ise, önde birinci hatta atlı şövalyeler, ikinci hatta Macar kralı, sağ yanda Stefan Laskoviç kumandasında Hırvatlar, solda Voyvoda Mirça kumandasında Ulahlar olmak üzere tertibat almıştı. Ayrıca gerisini Tuna Nehrine ve kuşatmakta olduğu Niğbolu şehrine dayamıştı.

İki ordu, bu harp düzeninde karşılaştılar. Fransız süvarileri, muzaffer olmak hissiyle ilk önce taarruz ettiler. Bu taarruz, Sultan Bayezid Hanın kumanda ettiği merkez kuvvetlerine yapıldı. Merkez kuvvetlerinin önündeki hafif yaya askeri olan azapları geçtiler. Yeniçeri askeriyle karşılaştılar. Yeniçerilerin ok yağmuruna tuttuğu Fransız süvarilerinin büyük bir kısmı imha edildi. Sol koldan Şehzâde Mustafa ve Anadolu kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılarsa da, plan gereğince, Osmanlı merkez kuvvetleri, bir miktar geri alındı. Osmanlı ordusunun geri çekilişi, Fransızların kaybını daha da arttırıp, kurulan kıskacın içine girdiler. Osmanlı harp taktiğini bilen Sigismund’un tavsiyelerini dinlemeyip, daha da ilerlediler. Plan gereğince, üçüncü muharebe hattı da iki kola ayrıldı. Fransızlar, Osmanlıların çekildiği tepeyi işgal edince, zafer kazandıklarını zannettikleri anda, Sultan Bayezid Hanın kumandasında olan pusudaki kuvvetlerle karşılaşınca şaşırdılar. Zafer sarhoşluğu ile yaya olanlar atlarına tekrar binmek istedilerse de, hilâlin kıskacı kapandığından geri dönemediler. Macar Kralı Sigismund’un, müttefiki Fransızları kurtarmak için gönderdiği kuvvetler de kayıp vererek geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Kıskacın içindeki Haçlı kuvvetlerinin karşı koyanları imha edilip, kalanlar esir alındı. Üç saat içinde bütünüyle perişan edilen Haçlıların, en gözde birliklerine sahip Fransızların mağlûbiyeti, diğerlerinin taarruzuna imkân vermedi. Eflak prensi Mirça, muharebe neticesinin Haçlılar için hüsran olacağını tahmin ederek, memleketine çekildi. Karşı taarruza geçen Osmanlı ordusu, süratle Sigismund’un üzerine hücum etti. İhtiyat kuvvetlerini bile muharebeye sokan Macar kralı, Osmanlılar karşısında hiçbir başarı sağlayamıyordu. Sultan Bayezid Han, kesin neticeyi almak için Osmanlı kuvvetlerinin hepsine taarruz emri verdi. Haçlılar, paniğe kapılıp dağıldılar. Kalabalık Haçlı ordusu ile Niğbolu’ya gelmekte iken, ordusunun muazzam sayısına bakarak; “Gök çökecek olsa mızraklarımızla tutarız� diyerek böbürlenen ve Osmanlıya atıp tutan Sigismund, Venedik kadırgasına binerek İstanbul Boğazı-Marmara ve Ege Denizi yoluyla Mora’daki Modon Limanına, sonra da Dalmaçya’da karaya ayak bastı. Oradan memleketine geçti. Haçlılardan, muharebeye katılmayanlar ve kaçanlar, kendilerini Tuna Nehrine atıp boğuldular. Muharebede pek çok asilzâde kumandan ve şövalye esir alındı.

Başta Papalık ve Bizans olmak üzere, bütün Hıristiyan âleminin, Osmanlıları Avrupa kıtasından atmak için, olanca imkânlarını seferber ederek hazırladıkları büyük Haçlı ordusu, Sultan Bayezid Hanın karşısında mukavemet bile edememişti. 25 Eylül 1396 tarihinde Niğbolu’da kazanılan zaferle, Osmanlı himayesindeki Vidin-Bulgar Krallığına son verildi. Macaristan’a büyük bir akın yapılarak çok miktarda esir alındı. Haçlılardan alınan pek çok ganimetle, ülkede imar faaliyetleri, sosyal yardım müesseseleri ve sanat eserleri yapıldı. Esirleri önce Edirne’ye, oradan Gelibolu’ya gönderen, sonra da Bursa’ya gelince yanına getirten Sultan Bayezid Han, fidye karşılığı hepsini serbest bıraktı. Esirler arasında bulunan Korkusuz Jean ve arkadaşları, “Bu andan itibaren Yıldırım Bayezid’e karşı gelmeyeceğimize ve ona karşı silâh kullanmayacağımıza namus ve şerefimiz üzerine yemin ederiz� deyince, Bayezid Han; “Bana karşı silâh kullanmayacağınıza dair ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz, yeniden ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanmak imkânı sağlamış olursunuz. Zîrâ ben, Allahü teâlânın dînini yaymak ve O’nun rızâsına kavuşmak için dünyâya gelmişim� dedi.

Niğbolu Zaferi, gönderilen fetihnâmelerle, ülkenin her tarafına, Asya’daki hükümdarlara, Mısır sultanlarına, Irak ve Acem beylerine, Tatar hanına, Bursa kadısına müjdelendi. Mısır’da bulunan Abbasî halifesi, kendisine gönderilen zafernâmeye verdiği cevapta, Bayezid Hana; “Sultan-ı İklim-i Rûm� unvanı ile hitap etti. O günden itibaren, Osmanlı hükümdarlarına sultan denilmesi âdet oldu.

21
Tem

Varna Savaşı (Varna Zaferi)

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

10 Kasım 1444’te Varna’da yapılan Osmanlı-Haçlı muharebesi.
Sultan İkinci Murad Hanın Rumeli fetihleri sonunda, Macaristan ve Lehistan ile 12 Temmuz 1444 tarihinde imzalanan Segedin AntlaÅŸması, on yıllık bir sulh devresi getiriyordu. Sultan Murad Han, sulh devresinden istifadeyle, veliaht Mehmed’in (Fatih) idaresini görmek için, yorulduÄŸunu ileri sürerek saltanattan çekildi. OÄŸlu Sultan İkinci Mehmed Han, on üç yaşında Osmanlı tahtına geçti. Osmanlı tahtına tecrübesiz zannettikleri birinin çıktığını öğrenen Haçlılar, hazırlığa giriÅŸtiler. Fırsatı kaçırmak istemeyen Bizans İmparatoru ile Venedik senatosu, Osmanlılar’ı Rumeli’den çıkarmanın zamanının geldiÄŸi iddiasıyla, Macar kralı Vladislas’a yeminini bozdurdular.

Bizans imparatoru, kardinal Çesarini ve Macar kralı Vladislas, Haçlı seferi için hazırlıklara başladılar. Yaptıkları plâna göre; Haçlı gemileri, Çanakkale ve Karadeniz boğazını tutacaklar, Anadolu’da bulunan Sultan İkinci Murad’ın Rumeli’ye geçmesine mâni olacaklar ve zincirleme savaşlarla yorulmuş ve çocuk yaştaki Sultan İkinci Mehmed’in kumandasında olan Osmanlı ordusunu kolayca imha edeceklerdi.

Kısa zamanda hazırlanan Haçlı ordusunu; Macarlar, Lehli, Ulah, İtalyan, Çek, Litvanya, Hırvat, Alman, Fransız ve Venedik kuvvetleri teşkil etmekteydi. Venedik, müttefik ordularına kuvvetli bir donanmayla yardım edecekti. Eflak ve Boğdan voyvodalıkları da mühim kuvvetlerle müttefiklere katılmışlardı.

Hıristiyan müttefiklerin harp ilanı ve giriÅŸtikleri hazırlıklar, Osmanlılar tarafından haber alınınca, Edirne’de endiÅŸeli bir hava esmeye baÅŸladı. Edirne’de toplanan saltanat şûrâsında, alınacak tedbirler düşünüldü ve ordunun başında tecrübeli bir hükümdarın bulunmasına karar verildi. Sadrazam Çandarlı Halil PaÅŸa’nın isteÄŸiyle, İkinci Mehmed Han, babasını baÅŸkumandan olarak ordunun başına davet etti.

Sultan Murad Han, oğlunun davetine uyarak süratle Anadolu askerini topladı. O sırada Papa ve Venedik gemileri Çanakkale boğazı önünde toplanmış, Türklerin şimdiye kadar kuvvetlerini Rumeli’ye naklederken kullandıkları Çanakkale boğazı yolunu kesmişlerdi. Buradan Rumeli’ye geçmek imkânsızdı. Murad Han, Çanakkale tarafına az bir kuvvet gönderip düşmanı yanıltarak, süratle İstanbul boğazına (Anadolu Hisarı’na) geldi. Sadrazam Halil Paşa, yeniçeri, topçu, cebeci ve Rumeli askeriyle İnceğiz’de bekliyordu. Sultanın boğaza ulaştığını haber alınca, bugünkü Rumeli Hisarının bulunduğu yere geldi ve yanında getirdiği topları yerleştirdi. Böylece tarihte ilk defa İstanbul Boğazı, top ateşiyle kontrol altına alındı. Sultan Murad Han, derhal, maiyetindeki 40 000 kişilik Anadolu askerini, topçunun himayesinde, asker başına bir duka altını vermek suretiyle Ceneviz gemileriyle karşıya geçirdi. Bizanslılar, İstanbul surları yakınından sancak ve bayraklarını dalgalandıra dalgalandıra ilerleyen Osmanlı ordusunu seyretmekten başka bir şey yapamadılar.

20 Ekim 1444 tarihinde Rumeli’ye ayak basan Sultan Murad Han, bu geçişin emniyetle başarılmasında hizmeti dokunan topçu kumandanı Saruca Paşaya ihsanlarda bulundu. Geçişi Edirne’ye bildirmek için kapıcıbaşı ile Muhtesibzâde acele yola çıkarıldı. Murad Han, Edirne’ye yaklaşınca, devlet adamları ve halk tarafından karşılandı. Fakat Edirne’ye girmeyerek şehrin dışında konakladı. Sultan Mehmed ve vezîriâzam Halil Paşayı Edirne’nin muhafazasına bırakıp süratle Varna üzerine yürüdü.

Macar Kralı Vladislas da sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra, 1 Eylül 1444 tarihinde Segedin’den hareket ederek 16 Eylül’de Orsova’ya vardı. Meşhur Macar komutanı Jan Hunyad 4000 seçme zırhlı süvariyle burada asıl kuvvetlere iltihak etti.

Orsova’da yapılan toplantıda Jan Hunyad, Haçlı ordusunun başkumandanlığına getirildi. Ayrıca ordunun harekât plânı kararlaştırıldı. 18-22 Eylül’de Tuna’yı aşan Haçlı kuvvetleri 24 Ekim’de Yenipazar’a girdiler ve şehirdeki Müslümanları kılıçtan geçirdiler. 26 Ekim 1444 günü Şumnu, Tırnova, Prevadi, Retric, Mihaliç’te de aynı katliamı yaptılar. 9 Kasım 1444 günü Varna önüne gelen Haçlı ordusu, şehrin güneyindeki Galatahisar, Makropolis, Kavarna köylerini ele geçirdi ve Varna’nın kuzey bölgesinde ordugâhını kurdu.

Haçlı ordusunun sol kanadı, Varna bataklıklarıyla çevriliydi ve bu cenahta Ulahlarla bir kısım Macarlar bulunuyordu. Sağ cenah tamâmen açık bulunduğundan Macarların hemen bütün kuvvetleri bu taraftaydı. Siyah Macar bayrağı, Erlau piskoposunun muhafazasına verilmişti. Alemdar, Franko idi. Ordu kuvvetleri, meşhur kardinal Çesarini, Franko ve Erlan piskoposunun arasında taksim edilmişti. Varadin piskoposu, ordunun arkasını, eşya ve top mühimmatını muhafaza etmekteydi. Kral Vladislas ortada yer aldı.

Haçlıların bu nizamına mukabil Osmanlı ordusunun başkumandanı Sultan Murad Han, kademeli olarak tertibat aldı. Kuvvetlerin en mühim kısmını iki sıra üzerine yerleştirdi. Harp, Rumeli’de olduğundan, usul gereğince Rumeli beylerbeyi Turhan Bey, Rumeli askeriyle sağda, Anadolu beylerbeyi Karaca Bey de, Anadolu askeriyle sol cenahta yerlerini aldılar. Osmanlı ordusunun başkumandanı Murad Han da yanında yeniçeriler olduğu halde ortada üçüncü sırayı teşkil eden bölümdeydi. Muharebe idare yeri, biraz yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuştu.

Sultan Murad Han, Varna Sahrasında saf tutan Haçlı ordusuyla muharebeye başlamadan evvel iki rekat namaz kıldı ve şöyle dua etti: “İlâhî! Mümin kullarını, benim günahımın çokluğundan ötürü küffâr elinde zebûn etme. İlâhî! Habîbinin hürmeti için ümmetini sen sakla ve sen mansûr ve muzaffer eyle.�

Tarihin en mühim meydan muharebelerinden biri olan Varna Muharebesi, 10 Kasım 1444 sabahı Osmanlı askerinin “Allah Allah” nidalarıyla baÅŸladı. Murad Han, azabları ve akıncıları düşmanın en zayıf tarafı olan saÄŸ kanada doÄŸru sürdü. Öğleye doÄŸru savaÅŸ ÅŸiddetlendi. Düşman baÅŸkumandanı Jan Hunyad, yanına EÄŸri piskoposunun alayını da alarak saÄŸ kanat üzerine yüklenen Türklere karşı taarruza geçti. Haçlı süvarileri, zırhlı olduÄŸu için az telefat veriyor, Türkler bu yüzden müşkül vaziyete düşüyordu. Kardinal Jülyen Çesarini’nin alayları taarruza kalkınca, Osmanlı akıncı ve azabları gerilemeye baÅŸladı. Karaca Bey kumandasındaki Anadolu sipahileri, derhal Jan Hunyad’ın tarafına doÄŸru taarruza geçtiler. Bu hücum karşısında Hırvatlar gerilemeye baÅŸladı. Düşmanın saÄŸ kanadı çökmeye yüz tuttu. Haçlıların bir kısmı Varna’ya doÄŸru ÅŸehir kapılarına kadar çekildiler.

Sağ kanat kuvvetlerinin müşkül vaziyete düşerek gittikçe eridiğini gören Jan Hunyad, Kral Valdislas’ın kumandasındaki alayları da alarak Bosna piskoposu ile birlikte ileri atıldı. Bu şiddetli saldırılar karşısında, Osmanlı sol cenahı geriledi. Bu sırada, sol kanat kumandanı Karaca Paşa şehit düştü. Anadolu sipahileri de savaş meydanından dışarı itildi. O sırada sol cenahla merkez bölümü arasında meydana gelen boşluktan içerilere ilerleyen düşman kuvvetleri, yeniçerilerin tuttuğu hatta kadar sokuldular ve taarruzlarının en şiddetlisini, Osmanlı karargâhına yönelttiler. Mevkiini azim ve metanetle koruyan Murad Han, muharebenin aldığı şekle göre askerinin harekâtına ustaca müdahalelerde bulunarak, fazla zaman kaybetmeden cephenin sıkışan kısımlarını düzeltebilme kudretini gösterdi.

Öbür taraftan, Haçlı ordusunun tekmil kuvvetlerini muharebenin seyrine ve ihtiyacına göre kullanmak isteyen Jan Hunyad, Kral Vladislas’ın kendisinden haber almadan müdahalede bulunmamasını istemişti. Fakat savaşın Haçlılar lehine gelişmesi üzerine, kazanılacak zaferin şerefini tamamen Jan Hunyad’a kaptırmak istemeyen Vladislas ise, ondan habersiz, ihtiyattaki mevkiini terk ederek işe müdahale etti. Bu sırada Jan Hunyad’ın Osmanlı ordusunun merkezine doğru ilerlediğini gören Murad Han, yeniçerileri yanlara doğru açarak düşmanı boşluğa çekti. Boş alana taarruz eden Haçlı birlikleri arasında Macar kralı ve emrindeki alaylar da vardı. Haçlılar kısa bir süre sonra kuşatma çemberinin içine girdiklerini anladılar.

Düşman kıskaç arasına alınınca, çok şiddetli bir taarruza geçildi. Yeniçeriler, zafere ulaşmak şevk ve heyecanıyla katî hücuma geçtiler. Bu arada Kral Vladislas, bir balta darbesiyle yere düşürüldü. Bir yeniçeri yetişerek kralın başını kesti ve Sultan Murad’a götürdü. Vladislas’ın başı, bir mızrağın ucuna geçirilerek, yeminine rağmen bozduğu muahede nüshasının asılı olduğu mızrağın yanına dikildi. Macar kralının ölümü ve teşhir edilen başı, Haçlı ordusunun maneviyatını bozdu. Jan Hunyad’ın çabalamaları, bozgunu durduramadı. Sabahtan başlayan muharebe, ikindi vakti sona ermişti.

Jan Hunyad muharebenin kaybedildiğini anladığı vakit, ordusuna haber vermeden, yanındaki Ulahlarla birlikte geri çekildi ve Karadeniz’in kuzey kısmını takip ederek kaçmaya muvaffak oldu. Davud Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetleri, Jan Hunyad’ı iki gün takip ettilerse de yakalayamadılar.

Erlau ve Grosvaradin piskoposları ile ahitnamenin bozulmasına sebep olan papa vekili kardinal Çesarini, ölüler arasında olup, düşmanın kaybı, 65 000 civârındaydı.

Kralın kıymetli eşyalarıyla dolu 250 araba, Türklerin eline geçti. Bu muharebede Osmanlı ordusu, 15 000 şehit verdi.

Zaferi müteakip Müslüman hükümdarlara fetihnameler yazıldı. Bütün İslam âlemi, Osmanlının zafer sevincine katıldı.

Tarihte büyük neticeler doğuran harplerden olan Varna Zaferiyle, Balkanlarda, Osmanlının güç ve kuvvetine karşı koyacak bir kuvvet kalmadı. Lehistan ve Macaristan, Kral Vladislas’ın ölümüyle, bir daha birleşememek üzere ayrıldı ve Baltık kıyısından Adriyatik Denizine kadar uzanan Lehistan-Macaristan Devleti ortadan kalktı.

Varna Muharebesi; Bizans’ın, Balkanlardan ve Avrupa’dan ümidini kesmesine ve yıkılacağı günlerini beklemesine sebep oldu; İstanbul’un fethine zemin hazırladı.

21
Tem

Kosova Savaşı (Kosova Zaferi, Kosova Savaşları)

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Osmanlılar ile Haçlılar (Sırp, Bulgar, Macar ve Karadağlılar) arasında yapılan meydan savaşları.

Birinci Kosova Savaşı (1389)
I. Murad (Hüdâvendigâr), Sırp, Bulgar ve diÄŸer Hıristiyan devletlerin doÄŸurduÄŸu tehlikeyi önlemek amacıyla, 60 000 kiÅŸilik bir kuvvetle Sırbistan üzerine yürüdü. I. Murad Han’ın yanında oÄŸulları Bayezid (Yıldırım) ile Yakub Bey vardı. Öncü kuvvetlerin başında Evrenos Bey ile PaÅŸa YiÄŸit bulunuyordu. Türk ordusu, Filibe, Köstendil, EÄŸri Palanka ve Üsküp’ün kuzeydoÄŸusundan geçen yolu takip etti, Kosova ovasının doÄŸu yamaçları boyunca PriÅŸtina’ya yürüdü. İki taraf, PriÅŸtina’nın kuzeybatısında, PriÅŸtina - Vuçitrn yolu üzerinde, Lab suyu yanında karşılaÅŸtı. Haçlı kuvvetleri, Osmanlılar’dan fazlaydı. I. Murad Han, ordunun merkezinde yer aldı; saÄŸ kolda Bayezid’i, sol kolda öteki oÄŸlu Yakub’u görevlendirdi. Veziriazam Çandarlı Ali PaÅŸa ile Kara TimurtaÅŸ PaÅŸa, padiÅŸahın yanında yer aldılar. Haçlıların merkezinde Sırp despotu Lazar, saÄŸ kolunda yeÄŸeni Vuk Brankoviç, sol kolda da Bosna kralı Tvrtko vardı. Sekiz saatlik bir çarpışmadan sonra, henüz savaşın sonucu alınmadan, Lazar’ın damadı, Sırp asilzadelerinden MiloÅŸ Obiliç (veya Kopiliç), bir mülteci veya elçi gibi Sultan Murad Han’a yaklaÅŸtı ve birden çıkardığı hançerle padiÅŸahı yaraladı. Türk kaynaklarında, I. Murad Han’ın savaşın sonunda savaÅŸ sahasında dolaşırken, yaralı bir Sırp tarafından öldürüldüğü kaydedilir. Sultan Murad Han’ın yaralandığı yere bir çadır kuruldu; sultan, ağır yaralı olduÄŸu halde kumandayı elden bırakmadı. Bu sebeple, savaÅŸ Türklerin lehine sonuçlandı. Ölmeden önce esir alınan Sırp despotu Lazar ile damadı ve diÄŸer Sırp asilzadeleri öldürüldüler. I. Murad Han’ın vefatından sonra yerine, I. Bayezid (Yıldırım) padiÅŸah oldu; Sırpları takip eden Yakup Çelebi ise öldürüldü.

Birinci Kosova Savaşı sonunda, yeni Sırp despotu Stephan Lazaroviç, Osmanlılara vergi vermeyi ve savaÅŸlara askerleri ile birlikte katılmayı kabul etti; ayrıca kızkardeÅŸi Despina’yı, Bayezid Han’a zevce olarak verdi.

İkinci Kosova Savaşı (1448)
Polonya ve Macaristan kralı Ladislas’ın, Varna’da ölümünden sonra (1444) Macaristan kral naipliÄŸine getirilen YanoÅŸ Hunyadi, Varna yenilgisinin öcünü almak için kuvvet toplamaÄŸa baÅŸladı. Bu sırada Osmanlılar, isyan eden Arnavutluk beyi İskender Bey ile uÄŸraÅŸtıklarından, YanoÅŸ Hunyadi’nin, Macarlardan baÅŸka Eflak, Bohemya ve Almanlardan kuvvet toplamasına engel olamadılar. Sırbistan’a kolaylıkla geçen YanoÅŸ Hunyadi kuvvetleri, Kosova’ya geldi (1448). Osmanlı hükümdarı II. Murad Han da bir süre sonra Kosova’ya vardı. YanoÅŸ Hunyadi, gönderdiÄŸi elçi aracılığıyla barış istedi. Ancak bu teklifi kabul edilmedi. SavaÅŸ, YanoÅŸ Hunyadi’nin saldırısıyla baÅŸladı. Üç gün sürdü (17-19 Ekim). İlk gün, hafif kuvvetlerin birbirlerini denemeleriyle geçti. Åžiddetli savaÅŸ, ikinci gün öğleden sonra baÅŸladı. Gece yarısı YanoÅŸ Hunyadi kuvvetlerinin, Osmanlı ordugâhına yaptığı baskın bir sonuç vermedi. Üçüncü gün sabahtan baÅŸlayan savaÅŸta Osmanlılar, plan gereÄŸince saÄŸ ve sol kanatları, yenik düşmüş gibi göstererek geri çektiler. Merkezi müdafaasız bulan YanoÅŸ Hunyadi, hücum emrini verdi. Merkezde bulunan yeniçeriler, haçlılara ÅŸiddetle karşı koydular. Haçlılar merkeze yığılınca, saÄŸ ve sol kanatlardan geri çekilen Osmanlı kuvvetleri, bu kanatlardan ve geriden haçlıları sarmaÄŸa baÅŸladılar. Kısa bir süre sonra, haçlı ordusunda panik baÅŸladı. YanoÅŸ Hunyadi, savaÅŸ meydanını bırakarak kaçtı. Pek çok haçlı, savaÅŸ meydanında kaldı.

21
Tem

Sırpsındığı Savaşı (Zaferi)

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Osmanlı kuvvetlerinin Haçlı ordusuyla yaptığı ilk savaş (1364).
Osmanlı BeyliÄŸi’nin Trakya ve Balkanlar’da hızla ilerleyerek birçok yeri ele geçirmesi, Papa Urbanus V’in teÅŸvikiyle Macarların, Bulgarların, Sırpların, Eflaklıların ve Bosnalıların, Osmanlılar aleyhine birleÅŸmesine sebep oldu. Müttefik ordusu, Edirne üstüne yürüdüğü sırada I. Murad Han, Bursa’daydı. Edirne’de bulunan Beylerbeyi Lala Åžahin PaÅŸa, I. Murad Han’dan yardım istedi. I. Murad Han, emrindeki kumandanlardan Hacı İlbeyi’ni 10 000 kiÅŸilik bir kuvvetle, düşmanın durumunu öğrenmesi için Sırpsındığı’na gönderdi. Hacı İlbeyi, düşman kuvvetlerinin her türlü emniyet tedbirinden uzak olarak ilerlediÄŸini görünce, bir gece baskınıyla Macar kralı LayoÅŸ kumandasındaki bu haçlı ordusunu maÄŸlup etti. Askerlerin çoÄŸu, Meriç nehrinde boÄŸuldu. Bazı kaynaklara göre Lala Åžahin PaÅŸa, Hacı İlbeyi’nin kazandığı bu zaferi kıskandığı için, onu zehirleterek öldürttü.

Bu zaferden sonra, Edirne, Osmanlı Devletinin başkenti oldu; Bulgar Krallığı, Osmanlı Devletine vergi vermeyi ve Osmanlı himayesine girmeyi kabul etti.

21
Tem

Kösedağ Savaşı

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

Anadolu Selçuklularının, Moğollara yenilmesiyle sonuçlanan ve 1 Temmuz 1243 tarihinde meydana gelen savaş. Türk-İslâm tarihinde, önemli bir dönüm noktası teşkil eden bu savaş, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasına sebep olmuştur.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin güçlü hükümdarı Alâeddin Keykubad’dan MoÄŸollar çekiniyorlar, bu sebeple Anadolu’ya saldıramıyorlardı. Alâeddin Keykubad’ın ölümünden sonra yerine geçen oÄŸlu Gıyâseddin Keyhüsrev zamanında cesaretlendiler. Anadolu içlerine doÄŸru seferler düzenlemek için, İran’daki MoÄŸol orduları baÅŸkumandanlığına Baycu Noyan getirildi. Kafkasya’daki Gürcü ve Ermeni kuvvetlerinden de yardım alan Baycu Noyan, Anadolu Selçukluları üzerine saldırmak üzere fırsat kolladı. Baba İshak İsyanından ve Gıyâseddin Keyhüsrev’in tecrübesizliÄŸinden faydalanarak, 1242 senesinde Erzurum’a saldırdı. Korkunç zulümler ve katliamlar yaparak, Müslümanların mallarını yaÄŸmalattı. Bu haberi alan genç ve tecrübesiz Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev 80 000 kiÅŸilik ordusuyla Sivas’ta ordugah kurup beklemeye baÅŸladı. Sultanın Sivas’ta olduÄŸunu haber alan Baycu Noyan, buraya hareket etti.

Moğol askerlerinin Sivas’a hareket ettiklerini haber alan Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev, kumandanlarıyla istişare etti. Tecrübeli kumandanlar, Sultana silah ve erzakla dolu olan Sivas’ta kalmasını, burada tertibat alıp, yorgun düşen Moğollara karşı harp edilmesini söylediler. Devletin ileri kademesinde bulunan, fakat tecrübesiz ve harpten anlamayan bazı kimselerin teşvik ve tahriklerine kapılan genç sultan, harekete geçti. Sivas’ın seksen kilometre kadar doğusunda bulunan Kösedağ mevkiinde, suyu ve otlağı bol olan bir yeri seçerek, ordugâh kurdu. Burası askerî bakımdan savunması kolay, Moğolların tecavüzüne imkân vermeyen bir araziydi.

Dağ geçitleri tutulmuş, düşmanın gelmesi bekleniyordu. Ne yazık ki sultan, yine tecrübesiz kimselerin teşvik ve tahrikiyle, müstahkem mevkileri bırakarak, düşmanın karşılanmasını emretti. Galip geleceğinden emin bir halde, tedbire bile lüzum görmeden ilerleyen genç sultan, az sonra Moğol ordusuyla karşılaştı. İlk başta geri çekilen Moğol kuvvetleri dönüş yaparak, Selçuklu öncü kuvvetlerini bozguna uğrattılar. Hiç harp görmemiş tecrübesiz sultan, öncü kuvvetlerinin bozguna uğradığını duyunca, ordunun tamamen yenildiğini sandı. Düşman eline geçmemek için otağını ve hazinelerini harp meydanında bırakıp Tokat’a, oradan da Konya’ya doğru kaçmaya başladı. Sultanın harp meydanından kaçtığını henüz duymayan Selçuklu askerleri, akşamın geç vakitlerine kadar düşmanla çarpışmaya devam ettiler. Sultanın harp meydanını terk ettiğini öğrenince, onlar da çadırlarını bırakarak firar ettiler. Ertesi sabah, çadırlarda bir hareket göremeyen Moğollar, bunun bir harp hilesi olduğunu zannederek, çadırlara iki gün yanaşamadılar. 3 Temmuz 1243 tarihinde, korka korka çadırlara girdiler. Küçük bir çarpışma ile harp bitti. Seksen bin kişilik Selçuklu ordusu, utanç verici bir yenilgiye uğradı. Selçuklu toprakları, Moğol işgal ve zulmüne uğradı. Erzincan, Sivas ve Kayseri’yi yağmalayan Moğollar, pek çok Müslümanı şehid ettiler.

Kösedağ mağlubiyetinde sultanı ikna edemeyen güngörmüş vezir Mühezzibüddin Ali, Konya’ya gitmeyip Amasya’ya geldi. Moğol kumandanı Baycu Noyan’la görüşme yoluna gitti. Bazı hususları anlatıp, pek çok hediyeler vererek, daha fazla gitmemesini tavsiye etti. Bir müddet Anadolu’nun işgalini durdurup geri dönmeleri, Mühezzibüddin Ali’nin gayretleri sebebiyle oldu. Yapılan sulh antlaşmasıyla, Selçuklular, Moğollara vergi vermeyi kabul ettiler.

Türk tarihinde benzeri görülmemiş olan Kösedağ Bozgunu, genç ve savaş tecrübesi olmayan Selçuklu Sultanı Gıyâseddin Keyhüsrev’in fevrî hareketleri neticesinde ortaya çıkmıştır. Daha önce Anadolu’ya girmeye cesaret edemeyen Moğollar, Kösedağ Bozgunundan sonra Anadolu’yu kolayca istila etmişler, şehirleri yağmalayıp, Müslüman halkı sivil-asker, kadın-çocuk demeden katletmişlerdir. Bu mağlubiyet neticesinde, Selçuklular, Moğollara vergi vermeyi kabul etmişler, iki yüz yıllık Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışı başlamıştır.

21
Tem

Çirmen Savaşı (Zaferi)

   Yazan: admin    Kategori: Tarih

I. Murad Han devrinde, Osmanlı-Sırp savaşı (1371).
OrtaçaÄŸ’da Bizanslılarca Tsernomianon adı verilen Çirmen, Bizans’ın batı sınırındaki kalelerden biriydi. I. Murad Han devrinde Osmanlılar’a geçen kale, öne dizdarlıkla yönetildi; XIV. yüzyılın ikinci yarısında Rumeli’nin ilk sancağı oldu. Osmanlı hizmetine giren Anadolu beyleri, buraya tayin edilirdi. XVII. yüzyılda, görevden uzaklaÅŸan Kırım hanlarına arpalık olarak ayrıldı.

En eski kuruluÅŸ olduÄŸu için Çirmen sancak beyleri, padiÅŸahlık tuÄŸunu taşıyarak saygı görmüşlerdir. Önceleri Edirne’yi de içine alan Çirmen, merkez Edirne’ye geçince bu ilin bir bölümü oldu. 1877 Berlin Kongresi’nde, Osmanlı toprakları içinde sayıldı, 1912-1913 Balkan Savaşı’nda, Bulgarların eline geçti, Londra ön barışı ile Bulgarlara bırakıldı (30 Mayıs 1913).

I. Murad Han devrinde, Evrenos Bey’in idaresindeki Türk ordusu, Pirlepe kralı VukaÅŸin’in kardeÅŸleri Sırp despotu UglieÅŸ ve Vojko kumandasındaki Sırp ve Balkan Hıristiyanlarını yendi. VukaÅŸin ile kardeÅŸleri, bu savaÅŸta öldüler. Böylece Çirmen, Türk hakimiyetine girdi ve Sırpların doÄŸu sınırı olan Makedonya, Türk fetihlerine açıldı.