21
Tem

Çaldıran Savaşı (Çaldıran Zaferi)

   Yazan: admin   Kategori: Tarih

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han ile İran Şahı İsmail arasında, 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Ovasında yapılan, tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri.
Akkoyunlu Devleti’ni ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu geniÅŸleten Åžah İsmail, 1510’da, doÄŸudaki Sünnî Özbekler’i de yendikten sonra, Anadolu’ya yöneldi. GönderdiÄŸi dâî ve halifeleri vasıtasıyla yaptığı propagandalarda, Osmanlı hudutları içindeki Åžiîleri kendisine baÄŸlamaya, fırsat buldukça da isyanlar çıkarmaya baÅŸladı.

Yavuz Sultan Selim Han ise, Anadolu’yu bölüp parçalamak ve batıya açılan her seferde Osmanlı’yı arkadan vurmak emelinde olan Åžah İsmail’e, kesin bir darbe indirmek niyetindeydi.

Nitekim bu gaye ile ÅŸehzadeler ve dahildeki fesatçıların iÅŸini halleden Yavuz Sultan Selim Han, 10.000 azab askerinin hazırlanması için Anadolu’ya hükümler gönderdiÄŸi gibi, bütün kuvvetlerin YeniÅŸehir Ovasında kendisine katılmasını emretti. Aynı zamanda Manisa valisi olan oÄŸlu Süleyman’ı Edirne’ye getirterek, Rumeli muhafazasında alıkoydu. Nisan 1514’te İstanbul’dan Üsküdar’a geçen Yavuz Sultan Selim Han, Åžah İsmail’in halifelerinden olup esir bulunan Kılıç adında birisi vasıtasıyla, Åžah’a, Farsça bir name gönderdi. Yavuz Sultan Selim Han bu namede; Åžah’ın Müslümanlığa aykırı hareketlerinden ve mezaliminden bahsederek, kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için faaliyete geçtiÄŸini, yaptığı iÅŸler sebebiyle Åžah’ın katline fetva verildiÄŸini ve kılıçtan evvel İslâmiyet’i kabul etmesi lâzım geldiÄŸini, bunun için Safer ayında İstanbul’dan hareket ettiÄŸini ve bizzat muharebeye hazır olacağını, bildirmiÅŸti. Elçi Kılıç, Åžah İsmail’i Hemedan’da bularak nameyi vermiÅŸ ve o da muharebeye hazır olduÄŸunu bildirmiÅŸti. Åžah İsmail bu namesinde; “Er isen meydana gelesin, biz de intizardan kurtuluruzâ€? demiÅŸti.

Günlerce doğuya doğru yol alan Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail ve ordusundan bir haber alınamaması üzerine, bu mektuba ağır bir cevap vermiş ve demiştir ki: “Davete icabet edip uzun yolları geçerek memleketine girdik, fakat sen meydanda görünmüyorsun. Padişahların ellerindeki memleket, onların nikâhlısı gibidir, erkek ve yiğit olanlar kendisinden başkasının elini ona dokundurtmazlar. Halbuki bunca gündür askerimle memleketine girip yürüyorum, hâlâ senden bir haber yok. Bundan sonra da saklanıp görünmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer yerine yaşmak ve zırh yerine çarşaf giyip serdarlık ve şahlık sevdasından vazgeçesin.�

Yavuz Sultan Selim Han, bu namesiyle beraber, Şah İsmail’in gönderdiklerine mukabele olarak hırka, şal ve çarşaf gönderdi. Bir taraftan bu mektuplaşmalar devam ederken, diğer yandan Yavuz’un ordusu, harap yollarda bin bir müşkülâtla yol alıyordu. Bu durum, Şah İsmail ile muharebe aleyhtarlarına fırsat verdi. Bunların yavaş yavaş askeri tahrik etmeye başlamasıyla, orduda fısıltılar çoğaldı. Erzincan’a gelindiği zaman, asker, kumandanlar ve vezirler düşmanın meydanda olmamasından dolayı daha ileri gidilmemesini ve geri dönülmesini hükümdara söylemek istedilerse de, Padişah’ın Âzerbaycan’ın merkezi Tebriz’e 40 merhale yolları kaldığını belirtip o tarafa gidileceğini beyan etmesi üzerine, korkularından seslerini çıkaramadılar. Fakat bu durumu Padişah’a arz etmesi için, Karaman valisi olup Padişah’ın çok sevip itimad ettiği Hemdem Paşayı gönderdiler. Hemdem Paşa, bu ısrarlara dayanamayıp Padişah’a, ileri gidilmemesi hakkında ordunun mütalaasını arz etti. Ancak, şiddetle cezâlandırılarak, yerine, ümeradan Zeynel Bey, Karaman beylerbeyi oldu. Padişah’ın bu hareketi, vermiş olduğu katî kararın önlenmesine mani olmak içindi. Bunda bir ölçüde başarı ve orduda sükûnet sağlandı. Bu arada Bayburt’u zaptetmek üzere Trabzon sancakbeyi Mehmed Bey kumandasında bir miktar kuvvet yollandı.

Ordu, Eleşkirt civarına geldiği zaman, bu defa yeniçeri ocağı tahrik edildi. Bunlar ayaklandıkları gibi, Padişah’ın çadırına; “Düşman meydanda yok, bu harap yerlerde ilerlemek, askeri beyhude telef etmektir, geri dönelim� tarzında yazılmış mektuplar bırakıldı. Hattâ daha da ileri giden yeniçeriler, bir sabah Padişah’ın çadırına ok atacak kadar işi azıttılar.

Bu hâdise üzerine Yavuz Sultan Selim Han, derhal atına atladı ve yeniçerilerin içine girdi. Askere hitaben; “Biz henüz kastettiÄŸimiz yere varmadık, düşmanla karşılaÅŸmadık, dönmek ihtimali yoktur, hattâ bunu düşünmek bile hayaldir. Teessüf olunur ki Åžah’ın maiyeti kendi efendileri yoluna can verdikleri halde, biz ÅŸerîat-ı Ahmediyye’ye muhalif hareket eden bunları yola getirmek için bu serhatlara kadar gelmiÅŸken, bir takım gayretsizler, bizi yolumuzdan geri çevirmek isterler. Biz, katiyen yolumuzdan dönmeyeceÄŸiz. Ülülemre itaat edenlerle, kastettiÄŸimiz yere kadar gideriz. Kalpleri zayıf olanlar, ehlü ıyâllerini düşünenler ve yol zahmetini bahane edenler, kendileri bilirler. Dönerlerse dîn-i mübîn yolundan dönerler. EÄŸer bahane, ‘düşman gelmedi’ ise, düşman daha ileridedir. Er iseniz benimle beraber gelin ve illâ ben tek başıma da giderimâ€? diye atını ileriye sürünce, yaptıklarından utanan yeniçeriler, PadiÅŸah’ı takip etmeye baÅŸladılar.

Hakikaten ordu, yiyecekten çok sıkılıyordu. Trabzon yoluyla gelmekte olan zahire, kâfi deÄŸildi. Nihayet, akıncı kumandanı MihaloÄŸlu’yla DulkadiroÄŸulları’ndan ÅžehsuvaroÄŸlu Ali Beyden gelen haberler neticesinde, Åžah İsmail’in meydana çıktığı haberi alındı. İki ordu, 22 AÄŸustos 1514’te Çaldıran sahrasında karşı karşıya geldi.

23 AÄŸustos günü, Türkiye’nin kaderini tayin eden tarihî günlerden biriydi. Osmanlıların baÅŸarısızlığı, Orta Anadolu’nun KızılbaÅŸ Safevîler’in eline geçmesini saÄŸlayacak, bunun neticesinde ise Åžiî hareketi bütün Anadolu’ya yayılacaktı. Çaldıran sırtlarından ovaya inen Osmanlı ordusunun merkezinde, kapıkulu askerleriyle beraber Yavuz Sultan Selim Han vardı. SaÄŸ kola Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan PaÅŸa ve sol kola Rumeli Beylerbeyi Hasan PaÅŸa kumanda edecekti. Yeniçerinin önüne azaplar sıralanmış ve onların önüne de beÅŸ yüz darbezen top yerleÅŸtirilmiÅŸti.

Şah İsmail, sağ kola en büyük kumandanı Durmuş Han Şamlu ve Nur Ali Halîfe, sol kola Diyarbakır Beylerbeyi Ustaclu oğlu Mehmed Hanı koyarak kendisi muhafızlarıyla beraber geride, ihtiyatta kaldı. İki taraf kuvvetleri eşit görünüyordu. Osmanlıların yaya, yani yeniçeri kuvvetleri çok muntazam olup, buna mukâbil Şah’ın da 60.000 kişilik mükemmel süvâri kuvveti vardı. Osmanlı kuvvetleri açlık ve sıkıntı içinde yaklaşık 2500 kilometrelik yolu kat edip, yorgun bir halde gelmişlerdi. Şah’ın kuvvetleri ise zinde ve dinç idi; zaten Şah’ın maksadı, Osmanlı ordusunu yormak ve sonra imha etmekti.

Harp, çok şiddetli bir şekilde başladı. Şah’ın sağ cenahı, şiddetli bir hücumla, Osmanlıların sol cenahını bozdu. Beylerbeyi Hasan Paşa, bu sırada şehid düştü. Bu bozgun, azapların, topların önünden içeri alınamaması ve topların zamanında ateşlenememesi yüzünden meydana geldi. Ancak, sağ kol kumandanı Hadım Sinan Paşa, tam zamanında topları ateşlemeye muvaffak oldu. Hafif toplar, Şah’ın sol kol kuvvetlerini perişan etti. Ustaclu oğlu Mehmed, öldürüldü. Bu arada merkezdeki yeniçerilerin, Şah’ın galip gelen sağ cenahına, yoğun bir tüfek atışı başlatması ile Safevîler tarafında, tam bir bozgunluk baş gösterdi. Bu sırada Şah İsmail, kurşunla kolundan yaralanarak atından düşmüştü. Osmanlı kuvvetlerinin eline geçmesi, an meselesiydi. Tam bu sırada, Şah’a benzeyen ve onun gibi giyinmiş olan Hızır adında bir seyis, Şah benim diye ortaya atıldı. Osmanlı birlikleri, bu adamı esir ederken, Şah İsmail, temin ettiği bir atla, arkasına bakmadan Tebriz’e kaçtı. Hattâ burada da kendisini emniyette görmediğinden, İran içlerine çekildi. Şah’ın bütün eşya ve karargâhı ile beraber, hanımı Taçlı Hatun da esir edildi. Muharebe esnasında Osmanlılardan, Karaman Beylerbeyi Zeynel Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa ile beraber dokuz sancak beyi şehid oldu. Safevîlerden ise on dört beylerbeyi ve dokuz sancakbeyi muharebe meydanında öldü.

Çaldıran’da kesin bir zafer kazanan Yavuz Sultan Selim Han, muzaffer bir şekilde Tebriz’e girdi ve şehirde sekiz-dokuz gün kadar kaldı. Tebriz’deki sanat erbabı, tüccar ve işe yarayacaklardan bin haneyi İstanbul’a naklettirdi. 8 Eylülde Cuma namazında, Tebriz şehrinde hutbe, Sünnî akîdesine göre ve Sultân-ı iklîm-i Rûm Selîm ibni Bayezid ibni Mehmed bin Murad bin Bayezid adına okundu.

Yavuz Sultan Selim Hanın, tamamen deha mahsulü bir taktikle, on iki saatte, henüz hava kararmadan kesin netice aldığı Çaldıran Muharebesi, tarihin en büyük ve nadir meydan muharebelerindendir. Çaldıran Zaferi, Anadolu’nun siyasî ve içtimâî tarihi bakımından çok mühim sonuçlar doğurmuştur.

Popularity: 16% [?]

This entry was posted on Cumartesi, Temmuz 21st, 2007 at 11:22 am and is filed under Tarih. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum yaz

You must be Kullanıcı adınız to post a comment.